İzmir – Manisa Gezisi

Geziden ziyade tatil yaptım. 23 Nisan’daki 1 günlük tatili fırsat bildim ve bende 2 gün kendime izin verdim ve mini bir tatil yaptım.

İlk rotamız Manisa’ydı. Tayyib’in yanına gittim, ilk günü Manisa’da geçirdik. Şimdi biraz anlatayım diyeceğim ama anlatılacak hiçbir şey yok Manisa’da. Mesir macunu var, Manisa kebabı var, Akhisar köftesi var sadece. Manisa kebabı diye önümüze getirilen yemek, iskenderdeki 2 tane küçük, uzun köfteden 7-8 tane olduğunu düşünün, gerisi iskenderle aynı konsept. Akhisar köfte de aynı şekile sahip ama daha yumuşak ve sunumunda sadece ekmek üzerinde köfte geliyor. Ama tatları çok güzeldi. Yolunuz düşerse kesinlikle deneyin. Mesir macununa gelecek olursak, açması bir dert yemesi ayrı bir dert. Tadı da bildiğimiz mesir macunu yani, ekstra hiçbir şey yok.

Gelelim yazının güzel kısımlarına. İzmir. Ne yalan söyleyeyim, ben bu kadar beğeneceğimi tahmin etmiyordum. Hep abarttıklarını düşünüyordum ama öyle değilmiş, tek abartılan nokta İzmir’in kızlarıymış. İzmir’de güzel kız yoktu arkadaşlar. Yani vardı tabiki de öyle herkesin “İzmir’in kızları şöyle güzel, böyle güzel” dedikleri kadar güzel kızlar yoktu. Ben çok daha güzellerini Eskişehir’de de görüyorum.

Konum olarak o kadar güzel bir yerde ki her şeye elverişli. Denizi olan şehir benim için zaten her zaman +1 öndedir ama İzmir gerçekten başkaymış. Alsancağından, Çeşmesine, Karşıyakasından, Konağına gezilebilecek her yerini gezdim ve tekrar tekrar gezerim aynı yerleri.

En beğendiğim yerlerinden birisi İnciraltı. Sahil boyu yürüyün, denizi seyredin, balık tutun, çimlere uzanıp çiğdem(!) çitleyin. Gerçekten güzel bir yerdi.

Yiyecek konularına gelelim. Burada yazacaklarımın hepsini – çekirdek hariç – ilk defa denedim. En çok merak ettiğim nokta 80 ilde çekirdeğe çekirdek denirken, ilk olarak kim “Biz buna çiğdem diyelim” demiş ve bu önerisi neden kabul edilmiş? Çekirdek diyince bilmeyen bile vardır belki, herkes çiğdem diyor. Boyoz, boyoz dedikleri şey milföy hamurunun şekilli bir sunumu ama tadı güzeldi, evde olsam bir oturuşta 8-10 tane falan yerim. Midye, hayatım boyunca bir daha yemesem dönüpte canım midye çekti demeyeceğim bir yiyecek. Tadında bir sorun yok ama cezbedici bir şey de yok. Kokoreç, ben döner kültürünün içinden geldiğim için çok yabancılık çekmedim bu tada. Hayvan bağırsağı falan filan hikaye onlar, tadı güzel, döner niyetine gömdüm yarım ekmek kokoreci ve denk geldiğim – güvenilir – yerde tekrar yerim. Son olarak ilk olarak Manisa’da denk geldiğim Torpil adında tatlı bir yiyecek var. İçerisinde profiterolun içerisindeki beyaz madde – artık adı neyse – olan ve dışı hamurla kaplı, tatlı niyetine yenen bir çörek diyebilirim. Tadı güzeldi, Dörtyol’a geçince İrem’e kesin yaptırırım.

Karşıyaka’ya gidip görmek isteyen arkadaşlarıma söylüyorum. Çok uzağa gitmeyin, İskenderun sahilinin birebir fotokopisini çekmiş adamlar, hem de her şeyiyle. Ama oranın da tadı bir ayrıydı.

Velhasıl İzmir çok güzel bir şehir. Keşke Ege Üniversite’si tutsaydı demedim değil.

Hayatımın bir bölümünü kesinlikle İzmir’de geçirmeliyim.

Google tarafından otomatik oluşturulan hikayeye bu bağlantıdan bakabilirisiniz.

https://plus.google.com/103236174326184368094/stories/bffdb94f-f89d-3e1f-b972-68d1af76b98314cfb1bf7ae?authkey=CIKb8Ofy3PqFAg

Asabiyim Ben – Wild Tales

Psikoloji filmi sever misiniz bilmem ama film bence psikoloji filmiydi. Tek bir parça değil de 6 ayrı kısa filmden oluşuyordu diyebilirim. Kısa film dediğim de 3-4 dakikalık değil tabiki, 20-30 dakikalık kesitler.

Aslında filme girme nedenimiz, sinemada 3 TL’ye izlenebiliyor olmasıydı. Yoksa psikoloji, dram sevdiğimizden falan değil. Ayrıca sanırım dili İspanyolcaydı ve ilk defa İngilizce dışında bir dil kullanılan yabancı film izlemiş oldum. Çok da ilgimi çektiği söylenemez.

Psikopat bir adam vardı, kendisine yamuk yapan herkesi bir uçağa toplayıp uçağı düşürdü ve film böyle başladı zaten. Sonrasında biraz Türk dizisi, biraz da pembe – brezilya – dizileri tadında ilerleyen entrikalar falan oldu. Son kesitte ise bir düğün anlatılıyordu. Çok psikopatça şeyler oldu ve gelinle damat birbirleriyle kanlı bıçaklı oldukları halde evlendiler. Çok saçma gitti aslında olaylar.

Dedim ya sinemada 3 TL’ydi diye, sadece onun için girdim diyebilirim, yoksa daha pahalı bir fiyatı olsa kesinlikle sinemada izlenecek bir film değildi bence. Eğer meraklıysanız böyle şeylere torrent’ten indirip evinizde rahat rahat izleyip merak öldürebilirsiniz ama benim en ufak bir şekilde dikkatimi çekmediği için sinemaya gelmeyi kesinlikle tercih etmezdim.

Hızlı ve Öfkeli 7 – Fast and Furious 7

Hala izlememiş olan varsa okumasın, gitsin bir mağaraya falan girip orda yaşasın. Seri 7 film oldu ve kesinlikle en iyisiydi. Artık biraz hızlıdan çok öfkeli yolunda ilerleyen bir seri olmaya da başladı. Ama olsun biz aksiyonu daha çok seviyoruz.

Filmin çekimi sırasında hayatını kaybeden Paul Walker‘ın yerine kardeşi oynamıştı ve o da abisi kadar güzel bir oyunculuk çıkartmış. Zaten diğerlerini söylemeye bile gerek yok ama en merak ettiğim nokta Jason Statham‘ın oyunculuğu, rolü ve nasıl dahil olacağıydı. Mükemmel bir bağlantı ile dahil oldu ve her filminde olduğu gibi gene olağanüstü bir oyunculuk sergileyerek bize seyir zevki yaşattı.

Filmdeki sahneleri her izleyenin dediği gibi abartı sahneler çok fazlaydı ama bunlarda tadı, tuzuydu resmen. Hatta filmden çıkınca arkadaşlarımızla, uçaktan paraşütle atlayan arabaları tartışmak yerine demir levyeyle surata vurulmasına rağmen hiçbir şey olmamasını tartışıyorduk.

Başta da dediğim gibi serinin en iyi filmiydi. Yarış açısından bakılacak olursa 1 dakika yarış varsa 15 dakika savaş, vurma, kırma vardı. Biraz öfkeli yönünün ağır bastığı bir film olmuş.

Filmin sonunda 8. filmin sinyali verildi. 1-2 yıl içerisinde yeni filmi izleyebileceğiz. Son olarak filmin sonundaki sahne eminim ki herkesi duygulandırmıştır. Paul Walker anısına çekilen bir sahne vardı ve duygulandırdı beni.

Kocan Kadar Konuş

Kitapsever biriyseniz bu kitabın adını duymamınız imkansız. Benim pek kitapsever biri olduğum söylenemez ama ben de kardeşimden okuduğu için dolaylı yoldan da olsa kitabın adını duymuştum. Kardeşim okuduktan sonra çok beğendiğini ve güldüğünü söylemişti ama ben pek takmamıştım. Hakikaten de öyleymiş.

Kitabı okumadan filme giden insanlardanım. Başrolün odasının kapısında yazılı olan söz benim için yazılmış diyebilirim. Hiçbir zaman bir filmin kitabından daha iyi olduğunu söylemedim ama bana görsellik daha çok hitap ettiği için filmleri tercih ediyorum diyebilirim. Filmde kitap okumayanları iğneleyen 1-2 duvar kağıdı falan da vardı, dikkatimden kaçmadı. Ayrıca ikinci kitabın (Kocan Kadar Konuş 2 – Diriliş) afişide gözden kaçmıyordu.

Ezgi Mola, benim gözümde hep Efsun karakteriyle tamamen bütünleşik bir insandı zaten. Bu rolü ondan başkası kesinlikle bu kadar güzel ve doğal oynayamazdı. Murat Yıldırım da güzel bir oyunculuk sergilemiş ama gene bir nokta dikkatimi çekti. Lise yıllarına dönmelerine rağmen Murat‘ın sakallar değişmiyordu sadece üniforma giyip liseli oluyordu. Bunu gözden kaçırılmış bir nokta olarak gördüm.

Türk kızının, neler yaptığını, bir mesajının kaç kişi tarafından organize edilerek atıldığını, bir buluşmaya hazırlanırken kaç kişinin elinden geçtiğini, atacağı tripleri, yaptığı hareketlerden sonra bizim atmamız gereken tripleri falan öğrenmiş oldum ben de. O yüzden bu filmin aklımın ucunda hep bir yeri olacak. Yaz tatilinde kitabını da okuyacağım.

İkinci kitabını da D&R üzerinden, eve sipariş ettim. İçine de küçük bir hediye notu ekleyerek kardeşime küçük bir süpriz yapmak istedim. Yarın akşam Özdilek AVM‘ye gelecek olan film oyuncularını da görmeye gideceğim. Ama şuan kitabı sipariş ettiğime pişmanım. Keşke kitabı imzalatıp gönderseydim..