Otostop Çekmenin Altın Kuralları

Otostop’u devamlı olarak kullanan birisi olarak artık bu yazıyı yazma gereği duydum. Büyük şehirlerde nasıl işliyor bilmiyorum ama küçük şehirde oldukça güvenli bir şekilde yolculuk yapabiliyorsunuz.

Benim otostop çekmemdeki en büyük sebeplerden birisi dolmuş saatlerinin çok ters olması ve evimin altından geçen yolun sağ tarafının direk çarşıya, sol tarafının da direk İskenderun yoluna çıkıyor olması.

Gelelim kurallara. Liste liste yazarak ilerleyeceğim.

  • Otostop çekilecek mekan çok önemlidir. Lambalar ve petroller vazgeçilmez otostop noktalarıdır. Araçlar, lambadan kalkarken ve petrolden çıkarken daha tam hızlanamadıkları için durup sizi araçlarına alırlar. Ama normal bir yerde otostop çekerseniz araç hızını almış olacağı için siz görüp de yavaşlamaz.
  • Kılık, kıyafet ve gözlük.  Kıyafetiniz güzel, şık bir kıyafetse araçların durma ihtimalleri %90 artar. Siz sürücü olsanız, salaş, serseri kılıklı birini mi alırsınız yoksa düzgün giyimli birisini mi? Gözlük konusu ise benim ve arkadaşlarım tarafından test edilerek oluşmuş bir ibare. Güneş gözlüğüyle ve gözlüksüz çektiğimiz otostoplarda araçların durma süreleri arasında ciddi bir fark var.
  • İşaret, en önemli noktalardan birisi. Kimse siz yolun kenarında beklerken durduk yere sizi almaz (İstisnai olarak aldıkları tabiki oluyor) Elinizle aracın gittiği tarafa doğru gitmek istediğinizi belirten sallama hareketleri veya başparmak açık bir yumruk ile yönü işaret etmeniz sizin otostopçu olduğunuzu belirtecektir. Otostop çektikçe bu konuda profesyonelleşiyorsunuz, rahat olun.
  • Her arabaya otostop çekilmez. Bundan kastım aracın lükslüğüne veya kötülüğüne göre değil. Hacı Murat’ına da bindim, Audi A6, Mercedes C180’ine de bindim. (Bir zaman sonra prensip edinip kötü araçlara otostop çekmiyorsunuz ama olsun) Aracın sürücüsü bayansa veya yan koltukta bir bayan oturuyorsa o araca binme ihtimaliniz çok düşüktür, şansınızı denemenize bile gerek yok. (Gene istisnai olarak kadın şoför ve içinde bayan bulunan aracın durduğu oluyor ama nadir) Aracın içinde küçük çocuk varsa o araç durmaz. İstediğiniz kadar tipiniz düzgün olsun, aracın içinde çocuk varken ben tanımadığım, ipsiz sapsız birisini aracıma almam. Son olarak, siz de şoförün tipine bakarak araca binmeyebilirsiniz. Araca otostop çekin, dursun, adamı beğenmediniz mi, yok usta devam et sen diyin. Adama ayıp olur falan düşünmeyin, bir daha nerde göreceksiniz.
  • Motorlar. Motorları durdurma ihtimaliniz çok daha yüksektir. Genelde gençler kullanıyor ve onlarda alıyor sizi aracına. Ayrıca sizi direkt olarak gördüğü için daha iyi bir temas kurabiliyor sizinle. Ama ben motorları sevmediğim için – açıkcası korktuğum için – motorlara otostop çekmemeye çalışıyorum.
  • Dolmuşlar biraz sıkıntı. Ama bu sıkıntı onlar için değil sizin için. İlk başladığınız zamanlarda büyük bir araç kafilesi gelirken, kesin bindim bu sefer, diyip de aralardan bir dolmuş görüp adama ayıp olur, ekmeğiyle oynuyormuş gibi bir hisse kapılıp, o kafileye otostop çekmeyebilirsiniz. Ama bu işte biraz ilerledikten sonra iyice yüzsüzleşiyorsunuz ve dolmuş falan farketmiyor. Dolmuş şoförü sizi görüp yavaşlarken kıvrak bir kafa hareketiyle, devam et, işareti yapıyorsunuz o da devam ediyor. Israrla durup, kapıyı açan şoförler de var. Onlara da, “otostop abi”, diyerek niyetinizi zorla söylüyorsunuz ve adam da devam ediyor. Hiçbir sıkıntı olmuyor yani, sadece biraz yüzsüzlük gerektiriyor.
  • Artık araca binmiş olalım. İster istemez araç içinde bir muhabbet dönüyor. Sorulara oldukça net, açık ve devamında o konudan başka soru gelmeyecek şekilde cevap verin. Ha eğer konuşmak istiyorsanız uzatın istediğiniz kadar ama istisnalar hariç o bindiğiniz aracın şoförünün muhabbeti güzel olmaz, biraz konuşunca siyasete girer ve siz de “Evet, evet, evet abi aynen, ben de hiç sevmem onu, evet, kesinlikle” cümlesini, kelimelerin sıralamasını bile bozmadan her araçta söylemek zorunda kalırsınız. Hele bir de soyisimden girdiyse olaya mümkün olduğunca o şehirde olmayacak bir soyisim söyleyin yoksa kesin tanıdık çıkar ve ordan muhabbet uzar en son, ona selam söyle, denir ve biter ama o arada ömrünüzden ömür gider.

Şuan aklıma gelenler bunlar, aklıma geldikçe bu listeyi yazmaya devam edeceğim.

Siz siz olun kısa mesafe, uzun mesafe farketmeksizin otostop çekin, bu sektör ilerlesin.

Otostop candır..

WordPress Resim Boyutlandırma – Image Resize

WordPress‘te resmi kırparak boyutlandırma işlemini yapabilmek için çok uğraştım, araştırdım, denedim ve sonunda buldum. Bu yazıyı yazarak aynı sorunu yaşayanların acılarını dindirmek istiyorum.

Timthumb, Vt_resize, AQ Resize gibi eklenti olmayan ama benim pek randıman alamadığım kütüphaneleri de kullanabilirsiniz ancak WordPress’in kendi özelliğini kullanmak yerine bunları tercih edeceğinizi düşünmüyorum.

Website optimizasyonu için resimler oldukça önemli yer kaplıyor. Google Pagespeed üzerinden sitenizin hız kontrolünü yaptığınız zaman resim sıkıştırma ve boyutlandırma için çok büyük yüzdelik kısım ayrılıyor. Üzerinde çalıştığım bir proje için ihtiyaç duyduğum resim boyutlandırma işleminin nasıl olduğunu size açıklamaya çalışacağım.

Kodun temelinde WordPress’in 3.5.0 sürümünde eklenen WP_Image_Editor sınıfı yer alıyor. Bu sınıf yardımıyla oluşturacağımız kod ile öne çıkarılan görselimizi alıp, tekrar boyutlandırma işleminin ardından – istersek farklı bir isimle bile olabilecek şekilde – yeniden kayıt ederek o resmi kullanacağız.

Ekleyeceğim kod içerisindeki yorum satırları sayesinde tüm satırların anlamını açıklamış olacağım.

https://gist.github.com/4b6492f908801c75c6fa9b0f42da7836

Bu kodu (Yukardaki kodda 1. kısım alanı) while döngüsü içerisinde bir yere yazdıktan sonra boyutlandırılmış öne çıkarılan görselinizi göstermek için

<img src="<?php echo $yeniResimAdres; ?>" width="YENİ GENİŞLİK" height="YENİ YÜKSEKLİK" />

kodunu kullanmanız gerekmektedir.

Hepimiz biliyoruz ki bu kodu sadece bir yerde kullanmayacağız, farklı farklı yerlerde kullanmamız gerekecek ve her döngünün içerisine bu kodu yazmamız döngünün şişmesini, sunucunun CPU’sunun zorlanmasına sebep olacak. O yüzden bunu her döngüde ayrı ayrı kullanmak yerine direk olarak functions.php üzerinden bir fonksiyon oluşturarak kısa bir şekilde yapmak daha mantıklı, hızlı ve kullanışlı bir çözüm olacaktır. Onun için gerekli kodlarımız (Yukardaki kodda 2. kısım alanı)

Resimin ekleneceği while döngüsü içerisine
(Yukardaki kodda 3. kısım alanı)
kodunu ekleyerek boyutlandırılmış resminizi gösterebilirsiniz.

Kodlar içerisinde açıklamalarda belirttiğim kısımları düzenleyebilirsiniz. Mesela ben yeni kayıt edilecek resimlerimde ön ek bulunmasını istemediğim için “onek_” kodunu silerek işlem yaptım. Bunun dışında bu kodu geliştirmek isterseniz WordPress Codex sayfasında yer alan WP_Image_Editor sınıfını ve wp_get_image_editor fonksiyonunu inceleyebilirsiniz.

Eksikleri, yanlışları veya sorunlarınızı yorum kısmından belirtirseniz yardımcı olmaya çalışırım.

Üniversitede İlk Yıl – Hazırlık

Eğer daha önceden yazılarımı okuduysanız az çok neler yaptığımı, nerelere gittiğimi falan görmüşsünüzdür ama bu yazı altında hepsini toplayıp, biraz da okul yaşantısı hakkında şeyler yazarak hazırlık yılımı tamamlayacağım.

Hazırlık denilen şeyin lise 5’den hiçbir farkı yok. Sınıf ortamı, kişi sayısı, arkadaşlıklar, devamsızlık, not sistemi… Her şey lisenin aynısı, o yüzden direk liseden gelen birisi hiç zorluk çekmeyecektir. Haliyle, tüm yıl bölümünüzün dili ne ise ona yönelik dersi alıyorsunuz, benim İngilizce idi. Benim kendi düşüncem, bize hazırlıkta verilen eğitimin hayatımıza fazla bir katkısı yok. Bölüm İngilizcesi görmedik, sadece kitaba yönelik eğitim verildi. Speaking, listening, writing bunlar zaten ortak olan şeyler ama grammer’e verilen ağırlığın yarısı speaking’e ve ya listening’e verilseydi eminimki şuan öğrendiğimin en az 2-3 katı şey öğrenirdim. Neyse, sistemi eleştirip de düzeltecek halimiz yok, yıllardır böyle gelmiş ve geri kafalı yöneticiler değiştirmiyorlar bu sistemi.

Kendi dil eğitimim açısından oldukça verimli bir yıl geçirdim. Lise boyunca İngilizcesi 4 düşmeyen (son yıl hariç, 5 düşürmeyeni dövüyolardı) ben ilk vizemden 95 aldım. Sene içerisinde de oturup ders çalışmadım ama devamlı olarak film, dizi izledim, (‘İzlediklerim’ kategorisinden bakabilirsiniz bunlara) elimden geldiğince ilgi alanlarımla ilgili makaleler okudum, bir çok RSS yayın takip ediyorum ve bunların hem dil yapısını anlamada hem de kelime haznesini geliştirmede çok etkili olduğunun farkına vardım. Ama şu da var tabiki, konuşma konusunda pratiğimiz fazla olmadığından dolayı karşıma bir yabancı gelse onunla konuşmakta ilk etapta zorluk çekerim. Bunun için Türkiye’de aldığın eğitimin hiçbir önemi yok, gidip yerinde konuşacaksın, devamlı olarak onlarla iletişim halinde olacaksın, aksanları anlayacaksın. Tek sorun bu.

Gelelim normal yaşantıya. Hazırlık olduğum için oldukça rahattım ve paramın yettiği kadar gezmeye çalıştım. İstanbul, İzmir, defalarca Ankara, Zonguldak, Gaziantep’e gittim. Birde Adana planımız vardı ama bir şekilde yattı o iş malesef. Bu şehirlerde hep sevdiğim insanların yanına gittiğim için oldukça güzel, eğlenceli vakitler geçirdim ve hepsine değdi diyebilirim. Yine olsa yine giderim 😉

Ben lise boyunca çok güzel, sağlam, adam gibi arkadaşlıklar elde etmiştim ve hiçbiriyle de hiçbir şekilde kopacağımızı sanmıyorum. Hazırlığın da lise gibi olduğunu söylemiştim zaten. Burada da oldukça güzel, sağlam arkadaşlıklar kurdum ve 1 yılımı onlarla birlikte çok güzel bir şekilde tamamladım. Kendileri kopmak isterse bilemem ama ben onlarla irtibatımı kesmeyi düşünmüyorum.

Bir de kız arkadaş konusu var. O konu malesef yine karavana, yine hüsran 🙂

Sanırım bu kadardı yıl, aklıma gelmeyen, unuttuğum bir şey varsa daha sonradan eklerim. Eskişehir hakkında özellikle bir şey yazmadım çünkü yazarak anlatamayacağım bir şehir. Bence, insanın yaşaması gereken ilk şehir İzmir, ikinci şehir Eskişehir, artık siz anlayın gerisini.

Gelecek yıl için de yaz boyunca çalışmalarım sürecek. Daha eve geçmeden kendime bir Arduino seti sipariş ettim ve şuan evde beni bekliyor. Tüm ramazan ayı boyunca boş boş yatmaktansa oturur kendimi geliştirmeye bakarım ve seneye sağlam bir başlangıç yaparım diye düşünüyorum.

Eskcape Game | Kaçış Evi

eskcape gameDaha önce duydunuz mu, oynadınız mı bilmiyorum ama arkadaş grubuyla yapılabilecek çok eğlenceli bir aktiviye olduğunu söyleyebilirim. Hele bir de şifreleri çözebilirseniz oldukça zevkli ve heyecan verici.

Öncelikle başlığa bakıp da “Bu çocuk hazırlık okuyor ‘escape’ kelimesinin yazılışını bilmiyor” falan demeyin. Eskişehir’de bulunan kaçış evinin ismi ESKcape Game olduğu için o şekilde yazdım.

5 kişilik arkadaş grubumuzla saat 22:30 seansına gittik. Oyun 3 katlı bir binada oynanıyor ve zemin katta kapı dışında bekliyorsunuz, yukarıdaki bir diyafon sayesinde sizle iletişime geçiyorlar ve kapı açılır açılmaz zemin kattan başlıyorsunuz. Duvarlarda, kitaplarda, kutularda, dolaplarda, nesnelerde çeşitli ipuçları var ve onları adım adım bularak evden kaçmaya çalışıyorsunuz.

Şifreler birbiriyle bağlantılı, kısmen zor diyebileceğimiz şeyler. Aslında oyunu bitirince ne kadar da basitmiş diyorsunuz ama oynarken öyle olmuyor işte. Şimdi burda daha fazla spoiler vermeyeyim, oynamak isteyen olur falan tadı kaçmasın olayın.

Biz tam olarak şifrelerin tamamını kendimiz çözemedik. İçerideyken size yardım ediyorlar. Bence en zor olanı evden çıkmak için olan son şifreydi ve onu da ben çözdüm ve çıktım – ne kadar da şifre bulucu bir çocuk –

Oyunu bize sunan kişiler gerçekten ince ayrıntıları bile düşünerek yapmışlar bu işlemleri. Hepsinin ellerine sağlık diyorum ve en kısa zamanda 2. oyun olan “Klinik”e geleceğimizi söylemek istiyorum.