John Wick

Hala izlemediniz mi? Ben niye anlatıyorum ki o zaman. Çok güzel film arkadaşlar, ben özellikle konusunu çok beğendim. Ayrıca kurgulanışın tadı ayrı bir güzeldi. Olaylar o kadar net gerçekleşti ki hiç kesinti olmadı filmde.

Başında biraz sıkılabilirsiniz, ilk 15-20 dakika da pek aksiyon yok ama sonra bi başlıyor bitirebilene aşk olsun. Sahneler çok güzel yapılmış.

Oscar‘ı veriyorsanız böyle filmlere verin kardeşim, neydi o Birdman.. Bak gene yazarken aklıma geldi.. Oscar moscar yalan hep onlar valla.

John Wick‘i izleyin arkadaşlar çok güzel film.

Yapışık Kardeşler

Bir rezalet de bu film. Türk yapımı diye övülecek bir film değil, aynı şekilde Türk filmi diye de kötüleme yapmayacağım.

Konu olarak, kurgu olarak, komedi olarak tamamen rezalet bir film olmuş. Şimdi izleyen başka arkadaşlar belki daha olumlu yorum yapmışlardır ama emin olun gülünecek en fazla bir kaç sahnesi var onun dışında tebessüm bile etmedim o derece. Film kadrosu gerçekten çok iyi bir kadroydu ama o konu ve senaryoyla resmen harcanmış. İlker Ayrık, İvana Sert, Suzan Kardeş, Erdal Tosun, Halil Sezai, Fırat Tanış

Film boyunca Ivana Sert‘in klasik sözü ‘Bizımla Deyılsın‘ dışında neredeyse kaydadeğer repliği yok ama tüm film onun üzerinden dönüyor. İlker Ayrık, oyunculuk olarak iyi oynuyor, yanındaki salak rolündeki karakter de iyi ancak ikisi birleşinde saçmalık çıkmış ortaya. Hem de öylece birleşmişler ki yapışıklar yani.

Genel olarak kanım, hiç güzel bir film değil. Tavsiye etmiyorum, sinemaya gidipte ‘Türk filmi para kazansın’ demedikçe gidilecek bir film olmamış kısacası.

Birdman

Azcık film zevkime, yorumlarıma güveniyorsanız kesinlikle izlemeyin. Az önce gördüm Oscar‘a adaymış bu film. Amman ha Oscar falan alır da “Ben oscar almış film izleyeyim bugün” diyipte izlemeye falan kalkmayın. Zaman kaybından başka bir şey değil.

Film öyle bir başladı ki, ben bu filmi kesin izlemeliyim, dedim. Ama film bi bitti hayatımdan iki saat çalınmış oldu.

Başrol karakteri filmin başında özel gücü varmış gibi havada meditasyon yapıyor, eliyle dokunmadan nesneleri fırlatıyor falan, bunu görünce insanın izleyesi geliyor. Ama film öyle bir ilerliyor ki filmi bitirme sebebim tamamen patlama noktası görüp şaşırmaktı. Sonlara doğru bu adam özel gücünü kullanır bir şey yapar falan dedim ama öyle olmuyor. Adam bir şizofreni oynuyormuş ana mantık bu ama tek bir zerre zevk almadım filmden.

Daha önce çok daha uzun ve sıkıcı filmler izlemiştim ama hepsinde en az 1 tane aşırı iyi patlama yerleri vardı ve kesinlikle pişman olmamıştım ama Birdman gerçekten hiç güzel bir film değil.

Whiplash

Bu filmin benim için yeri çok ayrı. Tamamını ingilizce alt yazılı izlediğim ilk film kendileri. Çok güzel bir dil kullanılıyor, orta düzey ingilizcesi olanların hiç sorun yaşamadan izleyebileceği bir film. Neyse benim için önemini geçelim.

Filmdeki konunun akışına göre 3 veya 4 yerde “Tamam burda bitecek artık” dedim ama birden bir şeyler oldu ve film devam etti. Sürükledi götürdü sonuna kadar. Önyargı olarak görülmesin ama böyle müzikal tarzı filmleri pek sevmem normalde ama Whiplash bir başkaydı. İzleyecek olanlara söylüyorum, filmde ne aksiyon var, ne komedi var ne polisiye durum falan var. Bir çocuğun bateride ustalaşmasını konu alıyor. Filmin süresi tam olmuş, biraz daha uzun olsa sıkardı ve izlenmez bir hal alırdı.

Tek bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Filmde çocukla kız isimlerini öğrenmeden çıkmaya başlıyorlar. Bizde bu durumlar böyle olmadığı için inceden bi üzülmedim değil. Ayrıca o tipsiz çocuk, güzelim kızı buluyor ve daha sonra bateri çalma uğruna kızı terkediyor. Geçeceksin o ayakları, yok öyle bir dünya. Kızın sonda oğlanı red edişinden sonraki çocuğun 10 saniyelik tipi için bile izleyebilirsiniz filmi.

Velhasıl, güzel film arkadaşlar, izleyin. Ama dediğim gibi herhangi bir atraksiyon aramayın, dümdüz bir film ama güzel.

İlk üniversite tatilim nasıldı?

Evet, ilk üniversite tatilim bugün itibari ile bitti ve okul başladı. Hangi tatil kötüdür ki benimki kötü geçsin, adı üstünde TATİL bu güzel geçecek tabi. Ama bu tatilin benim için farklı bir önemi vardı. İlk defa ailemden bu kadar uzun süre ayrı kalmıştım ve tam 4 ay sonra onları görebilecektim.

Tatil başlangıcımda direk Dörtyol‘a değil de 1 günlük bir ekstra tatil için Gaziantep‘e geçtim ve yedim, içtim, gezdim ve eve döndüm. Özlem sıralamam ailem, arkadaşlarım, deniz ve döner’di. Ama otogarda Görkem, Tayyib ve ben eve gitmeden denize gittik, deniz kokusunu aldıktan sonra eve geldim. Evdekilerin o gün geleceğimden haberleri yoktu, süpriz oldu onlara. Annem beni görünce ağladı, bağırdı, yüzünü falan kapattı bir şeyler yaptı kendi kendine sonra gelip sarıldı bana.

Ne yalan söyleyeyim ben bu kadar özleyeceğimi düşünmüyordum ama gerçekten çok çok özlemişim onları.

Eskişehir‘de 4 kilo vermiştim ama evde günde 5 öğün yiyerek 6 kilo aldım ve geri döndüm – hemen spor salonu araştırmaya başlıyorum – . Ama nasıl almayayım? Tek başına dönerle bile kilo alıyorsunuz ve ben tüm yemeklerden fazla fazla, tüm tatlılardan 3-4 tabak yiyordum, gene az kilo almışım 🙂

Arkadaşlarımı da ayrı özlemişim. Hemen akşamları denize gitmeler, künefe yemeler, halısaha maçları başladı. Onlarla da olabildiğince fazla vakit geçirdim.

Çok önemli bir karar vererek bundan sonra Hatay içi ulaşıma para harcamayacağım. Otostop candır. Evin altındaki yola trafik lambası koymuşlar, duran arabalara otostop çekerek ulaşımımı sağlayacağım bundan sonra.

Ve Eskişehir‘e geri döndüm. Burayı özledin mi diye sorarsanız, çok da fazla özledim diyemem açıkcası. Henüz daha oturmuş, sağlam bir ortamım yok ve özlemek için fazla bir sebebim de yok, o yüzden gelmesem de olurdu. Bir de sabahın 9’un da kim derse gidecek ya azcık insaf…

Nightcrawler – Gece Vurgunu

Daha önce Yaşam Şifresi filmini izlediğim Jake Gyllenhaal‘ın, geçtiğimiz sonbahar çıkan filmini dün bir arkadaşımın önerisi üzerine izledim.

Film konu olarak güzel, – bence biraz da gerçeğe dayanan bir yönü var – sonu güzel bağlanan bir film. İzleyecek olanların için söylüyorum, aşırı bir aksiyon yok, genel itibari ile sakin geçen bir konu filmi. Ben gece vakti uykulu uykulu izlememe rağmen filmin sakinliğine ve akışına kendimi kaptırdım ve filmin nasıl bittiğini anlamadım bile.

Biraz gerçekten alıntı gibi geldi dememin sebebi, ben de daha önce habercilik yapanların sırf para kazanabilmek için kendileri tarafından uydurulan haberlerin olduğunu düşünmüştüm ve o yüzden bana biraz gerçeklik yönü var gibi geldi.

Ama şöyle de bir şey söyleyeyim, filme güzel falan dedim de bir daha oturup da izleyeceğim bir film değildi açıkcası. İzlerken güzel, hoş bir filmdi ama aşırı derece etkilenmedim filmden.

The Imitation Game – Yapay Oyun

Benedict Cumberbatch‘in mükemmel oyunculuğu sonucu ortaya çıkan, biraz dram biraz siyaset barındıran bir biyografi filmi.

Alan Turing, şu an bu yazıyı yazmakta olduğum, hepimizin günlük hayatlarının büyük bir kısmını oluşturan bilgisayar sisteminin yaratıcısıdır. Filmin ana konusu da Alan Turing.

1. Dünya Savaşı’ndan sonra yeni bir savaş hazırlığı başlamış ve herkes hazırlık aşamasındayken Almanya, “Enigma” adını verdikleri mükemmel – neredeyse kırılamayacak kadar zor – bir şifreleme sistemi yaptı ve tüm iletişimini bu alet üzerinden şifreleyerek yapmaya başladı.

İngiltere, savaşta bir adım öne geçmek için ülkenin en iyi matematikçisi olan Alan Turing ve oluşturulan bir ekipten bu şifreleme sistemini kırmalarını istedi. Başlarından çeşitli olaylar geçerek sonunda şifreleme sistemini kırıyorlar.

Film hakkında her sitede bulabileceğiniz bilgileri geçelim artık, benim görüşüme gelelim. Normalde hem biyografi hem de dram izleyen birisi değilim – ön yargım yok ama tercih etmem – Ama Benedict Cumberbatch oynadığı için izlemek istedi. Filmi indirene kadar ne fragmanını izlemiştim ne de konusu hakkında bir fikrim vardı.

Film akıcı olarak ilerliyor ve sıkılmıyorsunuz. Benim için en önemli ölçülerden birisi sıkıcılığıdır zaten. Başladığım filmi bitiririm ama sıkıcı ise kimseye önermem. Yapay Oyun, içerisinde siyasi objeler de taşıyor ve o zamana götürüyor sizi.

Eğer bilgisayarın temellerinin nasıl atıldığına merakınız varsa kesin izleyin ama ilgilenmiyorsanız da çok güzel bir film, izlenecek listenize The Imitation Game‘i eklemekte de fayda var 😉

Avukat Eren Keskin’i bilir misiniz?

Avukat Eren Keskin, araştırdığım kadarıyla Türkiye‘nin gerçekten en iyi avukatlarından bir tanesiymiş. Yüzlerce davaya bakmış ve üstesinden gelmiş. Aktivist bir avukat ve okuduğum yorumlara göre gerçekten hakkın ve haklının yanında olan bir avukat.

Ben 2010 yılından beri blog tutuyorum ve hatırısayılır bir ziyaretçi sayım vardı. Google‘a “Eren Keskin” yazdığınız zaman benim blogum geliyordu ve bu yüzden Avukat Eren Hanım ile çok kez karıştırıldım ve bana hem yurtiçinden hem yurtdışından onlarca mail yağıyordu ama ben bunları cevaplayamıyordum. Gelen maillerde üstü kapanan cinayetler, fabrika ihaleleriyle ilgili sorular, yıllar sonra ailesini bulan ama arada ölümlerin geçtiği hikayeler, milyon dolarların bahsedildiği dava mailleri daha neler neler vardı.

Benim de artık Avukat Eren Hanım‘a bir şekilde ulaşıp bu mailleri ona ulaştırmam gerektiği fikri geldi aklıma ve sonunda bir internet sitesinden kendisinin gerçek mail adresine ulaştım ve mail attım. Kendisi de bu isim benzerliği durumundan dolayı olan sorunu çok güzel ve nazik bir şekilde karşıladı ve bana o mailden ulaşabileceğimi ve ayrıca kendi telefon numarasını da verdi ve ben bana gelen mailleri ona iletmeye başladım.

Bugün bu konuyu neden yazdığıma gelecek olursak, bugün bir durumdan dolayı benim hakkımda hiç arama yapılmış mı diye Twitter‘da “Eren Keskin” diye arattım ve Avukat Eren Hanım hakkında geçtiğimiz günlerde Eren Hanım‘ın 301. madde gereğince, 2005 yılında öldürülen Uğur Kaymaz hakkında yaptığı konuşmadan dolayı 10 ay hapis cezasına çarptırıldığını öğrendim. Bu konuyu araştırdım ve atılan twitlerinde tamamını okudum ve ben de Eren Keskin‘in haklı olduğu düşüncesi içerisindeyim.

Şuan bir insan sadece siyasi görüşü uyuşmadığı için haklı olduğu halde hapishanede yatıyor. Bizim adalet sistemimiz kafayla ilerlerse biz giçbir şekilde ilerleyemeyiz.

Bana Masal Anlatma – 10/10

Başlıkta puanımı verdim zaten filme. Uzun zamandır bir filme bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Çok çok başarılı bir komedi olmuş. Oyuncular usta oyuncular, bir tek başroldeki Fatih Artman filme girmeden önce kafamda soru işaretiydi ama o da komediyi çok güzel sunmuş. Zaten – şu aralar izlemekte olduğum – Behzat Ç. ‘deki karakteri de komediye yatkındı.

Komedi anlamında beklediğinizin üzerinde bir film olduğunu izleyince zaten anlayacaksınız. Ama bazı olaylar tam bitmiyor ve bu bana “Acaba bir ikinci film mi gelecek?” sorunu sorduruyor. Filmin sonu o şekilde bitmemiş olsa da film içindeki kurgu kopuklukları ya ikinci film ile tamamlanmalı ya da yönetmen Burak Aksak‘ın kuzeni Selçuk Aydemir‘in yönettiği Düğün Dernek filmi gibi +30 dakikalık bir versiyonla bu eksiklikler giderilmeli.

Filmde siyasi göndermeler de vardı, başka filmlere göndermeler de vardı. O kadar yerinde ve ağızda tat bırakan göndermelerdi ki o an sadece anı yaşıyorsunuz hiç sorgulama amacı duyamıyorsunuz ve bu benim çok hoşuma gitti.

Herkesin izlemesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Eğer Eskişehir’e gittiğimde hala vizyonda olursa tekrar gitmeyi bile isterim o derece güzel bir filmdi.

Pekiiii Neden Dörtyol?

dörtyol1Acar muhabirlerimizin soru üzerine cevap veriyorum. Herkese kendi memleketi güzel gelir ya benim için de aynen öyle. Ama şöyle bir gezip gördüğüm, yaşadığım yerleri düşündüğüm zaman da en güzelinin Dörtyol olduğunu söyleyebilirim. Yeni tanıştığım arkadaşlarıma çok övgülü bir şekilde anlatıyorum ben burayı ama emin olun anlattığım kadar bir yer.

Yüzölçümü ve nüfusuyla küçük, nezih bir yer yani tam ilçe denilebilecek yer. Haa, şehir planlaması yok, son 2-3 belediyesi hiç çalışmadığı için biraz geri kalmış bir yer ama tam yaşanılacak yer.

Yanımızdaki İskenderun ile kıyaslamıyorum tabiki, orası bize göre bildiğin büyük şehir. Bi kere adamların sineması var ya sineması, bize açtılar bi ara ama tutmayınca düğün salonu yaptılar 😀

İnsan olarak, insanları sevecendir ama geri kafalıdır biraz, kendilerini geliştirmeye yönelik pek çaba sarfetmezler. Gençlerin geneli apaçidir zaten, aradan sıyrılıp Anadolu Lisesine giden bazıları kendini kurtarıyor sadece o kadar, geri kalan EmSi Sıtayl müzik dinlemeye, kız meslek lisesi önüne gitmeye devam.

Bi kere denizimiz var bizim ya. Eskişehir’e gidip 1 ay kaldıktan sonra İstanbul’a gittim ve 10-15 dakika denize boş boş baktım öylece. “Sen balık mısın da denizsiz yaşayamıyorsun?” diyenler denizin keyfini, huzurunu, dinginliğini bilmediklerinden çok boş laf ediyorlar. 4 ay sonra ilk defa Dörtyol’a geldim ve otogardan eve geçmeden denize gittim öyle eve geçtim ben.

Daha yemeklerden bahsetmedik bile. Tüm akdeniz, güneydoğu, doğunun yemek kültürünü bir arada bulabiliyorsunuz. Ben burdan dışarı çıkana kadar istediğim yerde bu yemekleri bulabileceğimi sanıyordum ama sadece bizim bölgemize özgü bir şeymiş bunlar. Dışarda yok böyle yemekler, adama kömbe, içli köfte, eşkili çorba diyorum suratıma bakıyor. Şimdi sizin gecenin bir yarısı çıkıp tablacı gidip ciğer yeme gibi bir fırsatınız da yok demi, vah yazık. E Hatay’dayız, künefenin kralı da yersiniz, biberli ekmeğin hasını da yersiniz, yersiniz de yersiniz işte.

Meyve olarak zaten simgemiz portakal, aklınıza gelebilecek tüm turunç ürünlerinin cenneti burası. Buram buram C vitamini kokuyor şehir. Her yer bahçe, yeşil alan sıkıntısı yok resmen, var mı Türkiye’de böyle yer?

Fazla bir aktivite alanınız yok sadece, tek kötü yanı o. 3-4 tane kafesi var, paintball alanı var bir de en aktif olduğumuz alan halısahalarımız var bu kadar. Kafelerde takılırsınız zaman geçer, haftalıkları yatınca apaçiler bi görünür o kafelerde sonra rahatsınız. Şimdi de bi kafe açılmış çok elit bir mekan, Dörtyol’a fazla bile yanı orası ama olsun gelişsin Dörtyol. Unutmadan, We have Four Way, you ?? Yanlış anlaşılmasın cidden Four Way isimli otelimiz var 😀

Velhasıl, tüm sevdiğim insanlar Dörtyol’da, onlarla geçirdiğim zaman benim için en güzel zamandır, eğlenmesem de olur. Bar, club’a gitmesek de akşam arabayı alıp sahile gitmek, döner alıp Kırmızı Burun’a gitmek emin olun yanınızda arkadaşlarınız varsa yapabileceğiniz en güzel şeydir.

Dis iz Dörtyooooool