Üniversitede İlk Yıl – Hazırlık

Eğer daha önceden yazılarımı okuduysanız az çok neler yaptığımı, nerelere gittiğimi falan görmüşsünüzdür ama bu yazı altında hepsini toplayıp, biraz da okul yaşantısı hakkında şeyler yazarak hazırlık yılımı tamamlayacağım.

Hazırlık denilen şeyin lise 5’den hiçbir farkı yok. Sınıf ortamı, kişi sayısı, arkadaşlıklar, devamsızlık, not sistemi… Her şey lisenin aynısı, o yüzden direk liseden gelen birisi hiç zorluk çekmeyecektir. Haliyle, tüm yıl bölümünüzün dili ne ise ona yönelik dersi alıyorsunuz, benim İngilizce idi. Benim kendi düşüncem, bize hazırlıkta verilen eğitimin hayatımıza fazla bir katkısı yok. Bölüm İngilizcesi görmedik, sadece kitaba yönelik eğitim verildi. Speaking, listening, writing bunlar zaten ortak olan şeyler ama grammer’e verilen ağırlığın yarısı speaking’e ve ya listening’e verilseydi eminimki şuan öğrendiğimin en az 2-3 katı şey öğrenirdim. Neyse, sistemi eleştirip de düzeltecek halimiz yok, yıllardır böyle gelmiş ve geri kafalı yöneticiler değiştirmiyorlar bu sistemi.

Kendi dil eğitimim açısından oldukça verimli bir yıl geçirdim. Lise boyunca İngilizcesi 4 düşmeyen (son yıl hariç, 5 düşürmeyeni dövüyolardı) ben ilk vizemden 95 aldım. Sene içerisinde de oturup ders çalışmadım ama devamlı olarak film, dizi izledim, (‘İzlediklerim’ kategorisinden bakabilirsiniz bunlara) elimden geldiğince ilgi alanlarımla ilgili makaleler okudum, bir çok RSS yayın takip ediyorum ve bunların hem dil yapısını anlamada hem de kelime haznesini geliştirmede çok etkili olduğunun farkına vardım. Ama şu da var tabiki, konuşma konusunda pratiğimiz fazla olmadığından dolayı karşıma bir yabancı gelse onunla konuşmakta ilk etapta zorluk çekerim. Bunun için Türkiye’de aldığın eğitimin hiçbir önemi yok, gidip yerinde konuşacaksın, devamlı olarak onlarla iletişim halinde olacaksın, aksanları anlayacaksın. Tek sorun bu.

Gelelim normal yaşantıya. Hazırlık olduğum için oldukça rahattım ve paramın yettiği kadar gezmeye çalıştım. İstanbul, İzmir, defalarca Ankara, Zonguldak, Gaziantep’e gittim. Birde Adana planımız vardı ama bir şekilde yattı o iş malesef. Bu şehirlerde hep sevdiğim insanların yanına gittiğim için oldukça güzel, eğlenceli vakitler geçirdim ve hepsine değdi diyebilirim. Yine olsa yine giderim 😉

Ben lise boyunca çok güzel, sağlam, adam gibi arkadaşlıklar elde etmiştim ve hiçbiriyle de hiçbir şekilde kopacağımızı sanmıyorum. Hazırlığın da lise gibi olduğunu söylemiştim zaten. Burada da oldukça güzel, sağlam arkadaşlıklar kurdum ve 1 yılımı onlarla birlikte çok güzel bir şekilde tamamladım. Kendileri kopmak isterse bilemem ama ben onlarla irtibatımı kesmeyi düşünmüyorum.

Bir de kız arkadaş konusu var. O konu malesef yine karavana, yine hüsran 🙂

Sanırım bu kadardı yıl, aklıma gelmeyen, unuttuğum bir şey varsa daha sonradan eklerim. Eskişehir hakkında özellikle bir şey yazmadım çünkü yazarak anlatamayacağım bir şehir. Bence, insanın yaşaması gereken ilk şehir İzmir, ikinci şehir Eskişehir, artık siz anlayın gerisini.

Gelecek yıl için de yaz boyunca çalışmalarım sürecek. Daha eve geçmeden kendime bir Arduino seti sipariş ettim ve şuan evde beni bekliyor. Tüm ramazan ayı boyunca boş boş yatmaktansa oturur kendimi geliştirmeye bakarım ve seneye sağlam bir başlangıç yaparım diye düşünüyorum.

Zonguldak Keyfi

Yarıyıldan geldiğimden beri sadece bir kere Ankara‘ya gidip gelmiştim onun dışında tıkıldık kaldık buraya. Arada ufak tefek kaçamaklar yapmak gerekiyor tabiki, o yüzden bende hem fırsattan istifade hem de Merve ablamın nişanını için atladım otobüse, istikamet Zonguldak.

Daha önce gitmediyseniz, Zonguldak, yolları sadece eğimden ibaret, havasında – kömürden dolayı – oksijenden çok karbonmonoksit bulunan ama deniziyle, manzarasıyla bir de sevdiğin insanlarla çok güzel bir şehir. Küçük ama güzel. Neyse daha önce 2-3 defa daha gitmiştim az çok yolları falan biliyordum.

Asıl amacımız nişan olduğu için nişana yönelik gezintiler yaptık, pasta alma, kıyafet falan…

Nişanımız da güzel oldu, verdik kızımızı. Skype üzerinden canlı yayınla nişan yaptık resmen. Ben annemleri aradım onlar Dörtyol’dan ağladılar, yengem evden ağladı, Skype üzerinden karşılıklı ağlaştılar ama verdik yani kızı. 1.5 yıla kadar düğün var inşallah.

Yediğim pasta, böreğin, tatlının lafını bile yapmak istemiyorum. Hepsi mükemmeldi 🙂 Ama azıcık hasta olarak döndüm sanırım, şuan yataktan yazıyorum bu yazıyı. Hayrına bi çorba yapsanız ya bana, ne güzel olur..

Hastalık falan bahane, 20 gün sonra da İzmir’e gidiyorum, orayla ilgili bol resimli, bol anılı şeyler yazacağım.