Ayla Filmi

Uzun zamandır izlediğim filmler hakkında yazı paylaşmadığımın farkına vardım ve bu geçici araya güzel bir filmle son vermek istedim. Geçtiğimiz hafta “Ayla” filmini izlemeye gittik. Film herkesin izlemesi gereken bir film olmuş.

Sinemada duygusal filmleri izlemeyi sevmiyorum ama ev arkadaşımın isteğiyle filmi izlemeye gittik. Hani böyle bazı filmler vardır ya gittiğin için pişman olursun, “Bu muymuş o kadar abartılan film?” dersin, “Ayla” kesinlikle öyle bir değil.

Yaşanmış bir olayı anlatan film Kore savaşı zamanında geçiyor. Kore’ye gönderilen askerlerimizin başından geçen gelişme kısmı çok eğlenceli ama sonuç kısmı üzücü olayı bize aktarıyor. Kore’ye giden Süleyman Astsubay’ımız savaşın ortasında bir kız çocuğu buluyor ve ona taburunda diğer askerlerle birlikte bakıyor. Geçici görevle orada bulundukları için geri dönmeleri gerektiği zaman yasal prosedürlere takılarak küçük kızı götüremiyor. Olay o zamandan günümüze kadar uzanan bir geçiş serüveni halini alıyor.

Savaş zamanında Süleyman Astsubay rolünü İsmail Hacıoğlu oynuyor, günümüze geldiğimizde ise bu rol usta bir aktörün eline geçiyor, “Çetin Tekindor“. Filme espiri katan isim “Leyla ile Mecnun” dizisinden sonra farklı bir konuma geçen Ali Atay oluyor. Şu an çok spoiler vermek istesem de izlemeyenlere ayıp olmasın diye vermiyorum 🙂 Bu isimler dışında başka isimler de rollerini çok güzel oynuyorlar. Filmin İskenderun‘da başlaması beni şaşırtmadı değil, bunu hiç beklemiyordum 🙂

Oscar adayı olarak karşımıza çıkan film bence Oscar alamayacak. Sebebine gelecek olursam, Oscar alan filmlerin oldukça sıkıcı, ağır ağır ilerleyen, keyifsiz filmler olduğu görüşündeyim. Ayla ise hiç öyle bir film değil, adeta akıyor, eğlenceli sahneleri çok fazla. Sizi sıkmadan filmin sonu geliyor. Film, sonunda ise çok güzel sahne ile bitiyor. Tekrar tekrar izlenilebilir bir film olmuş. Emeği geçenlerin ellerine sağlık.

 

Çalgı Çengi 2 – İkimiz

Çalgı Çengi‘nin ilk filmi çıktığında ben ve Oğulcan filmin çok güzel olduğunu herkese söyledik ama kimse bizi ciddiye almamıştı, ama sonradan film patladı gitti. Biz de yıllardır filmin ikincisinin yapılmasını bekliyorduk ve bugün sonunda Çalgı Çengi 2- İkimiz vizyona girdi.

Biz de Kübra ile birlikte hemen gitmek istedik ve yaklaşık 6-7 saat önce filme girdik ve izledik.

Selçuk Aydemir yapımlarına aşina olanların çok zevk alacakları bir film olmuş diyebilirim. Espiriler yerli yerinde ve ince ince yapılıyor, karakter seçimleri 10 numara olmuş, konu birazcık havada kalsa da çok güzel anlatılıyor. Ben şahsen, Ahmet Kural ve Murat Cemcir ikilisinin yaptığı tüm şeyleri çok büyük bir zevkle izlediğim için oldukça fazla keyif aldım filmden. Ayrıca bu kadar yıl Çalgı Çengi 2’yi bekleyip de beklentiyi yüksek tutmamak da olmazdı tabiki. Çok yüksek bir beklentiyle gittim ve beklentimi karşıladığını söylemeliyim.

Filmde gülmekten yanaklarım ağrıdı diyemem ama her anı keyifli geçen bir filmdi ve tabiki kahkaha attırdığı yerler de çok fazlaydı. Film kadrosundaki isimlerin hepsini zaten önceki yapımlardan tanıyoruz. Çalgı Çengi 1’de olmayan ve ekibe sonradan dahil olan kişilerin neredeyse tamamı filmde bir şekilde kendine rol bulup karşıma çıkmış. Hepsi de rollerine – tabiri caizse – cuk oturmuş.

Filmin müzikleri de özenle yapılmış ve eğlenceyi bir seviye artıran seçimler olmuş. Normalde içinde müzik barındıran filmleri izlemeyi tercih ediyorum – bkz: hint filmleri – ama öyle bir dozda eklenmiş ki müzikler, tam enerji düşerken birden gelen müzikle birlikte tekrardan enerjiniz doluyor.

Ayrıca birinci filmden aşina olduğumuz olaylara da filmde fazlasıyla değiniliyor. Çek-yat kaçırma, damda içki içerkenki diyaloglar, mafyalar…

Benim tavsiyem kesinlike gidip izlemeniz yönünde olacaktır. Umarım yakın zamanda tekrardan bir dizi ile de bu ekibi görmek nasip olur 🙂

Lüküs Hayat

Bir tiyatro efsanesi olan “Lüküs Hayat“a geçtiğimiz günlerde Kübra(<3)  ile gittik. Tarihini araştırdığımızda 1933 yılından beri – Cumhuriyet’in 10. yıldönümü – aralıklarla sahneden kaldırılsa da son 25 yıldır İstanbul Şehir Tiyatrosu‘nda aralıksız olarak sahnelenmeye devam ediyormuş.

Müzikal bir tiyatro olan Lüküs Hayat batı kültürüne kendini kaptırmış topluluğun içerisine giren orta direk insanının hikayesini anlatıyor. Aslında evi soymak için giren bir hırsız olan Rıza’nın kendini o hayata kaptırmasını komik ve müzikal bir dilde bize anlatıyordu tiyatro.

Sahneye konan oyun, oyuncuların oynayışı, müzisyenlerin çaldıkları şarkılar hepsi birbirini tamamlayarak ortaya çok güzel bir ambiyans çıktı. Tek kötü yan, müzikal kısımlarda oyuncuların konuştukları şeyleri duymakta zorluk çektik, sanırım hem mikrofon hem de müzik sesinden kaynaklı sorunlar oldu ama ona rağmen oldukça güzel bir sunum yaptılar.

Biz oldukça memnun olarak ayrıldık. Gitmek isteyen herkesin gönül rahatlığı ile gidip izleyebileceği, eğlenceli, müzikal bir tiyatroydu. Önümüzdeki senelerde tekrardan gitmek isteyeceğim bir tiyatro gösterisiydi yani. Denk gelirsem ve büyük ustalar tarafından sergilenen bir oyun da olursa, tadından yenmez.

Avatar

Yine izlemediğime pişman olduğum bir filmle karşınızdayım. Ve yine tamamen önyargımdan dolayı izlemediğim bir film. Önceki yazılarımda da yazdığım gibi böyle canavarlı falan şeyleri pek sevmiyorum ama son derece güzel bir filmi kaçırmışım diyebilirim.

Avatar‘ı anlatmaya gerek yok, her şeyiyle dünyada marka olmuş, kaliteli bir yapım. Bizim dünyamızla, gerçekte var olmayan bir dünya arasındaki savaş anlatılıyor. Bir program sayesinde geliştirilen Avatar bedenlerine giren insanlar, yerli halkın arasına karışarak bilgi sızdırmaya çalışıyor ama bir yerden sonra işler değişiyor ve savaş tamamen baş gösteriyor.

Film hakkındaki ilginç yorumları okudum. Kimisi Doğu – Batı arasındaki kavgayı anlattığından, kimisi dinsel değerlendirmeleri, tasavvufla bağlantısını açısından, kimisi de filme harcanan paranın gereksizliğinden yakınmış. Ama bence kesinlikle böyle şeyler yok. Filmi ayrıntılı olarak, durdura durdura, sahneleri inceleyerek izlemediğiniz sürece yapılan bu yorumlar bana saçma geliyor. Aynı yorumlar Matrix için de yapılmıştı. Bilinçaltımıza bunların aşılandığı söyleniyor ama ben bu filmi izleyip de “Fil sûresi”nden yola çıkarak dinle olan bağlantısı hakkında bir şey düşünmüyorum, düşünmem de. Bu tarz yorumları bırakın film eleştirmenleri, bu işten para kazanan insanlar yapsın. Biz izlediğimizden zevk almaya bakalım.

Son olarak, kendinizi filme bırakın, film akıp gidiyor zaten. Filmden yıllar sonra bunu demek biraz garip olacak ama izlemeyenler için söylüyorum, izlenesi bir film.

Matrix Serisi

Tamam, vurmayın.. Ben Matrix serisini de izlememiştim. Evet, bu seri de benim izlemediğime pişman olduğum seriler içerisinde yerini almış oldu. Bunu izlememe sebebim ise tamamen gerçek dışılıklarla alakası olduğunu düşündüğüm içindi ama sonradan zaten filmin içerisinde gerçeği barından bir şey olmadığı hakkında aydınlatıldım. Yazılım üzerine zaten merakım vardı, o merakla da birleşerek, biraz da filmi boş boş değil de anlayarak izledim diyebilirim.

Film, şu anki düşünce yapımı biraz değiştirmiş olabilir aslında. Acaba biz şu an Matrix’demiyiz? Ya her şey tamamen yazılım ile oluyorsa, ya ben bu yazıyı yazarken ben değil de yazılım yapıyorsa, ya ben bu yazıyı yazmayı seçmeseydim… Bazı konular kafamı kurcalıyor diyebilirim, özellik bu seçim konuları. Yaptığım her seçimde ya diğerini seçseydim ne olurdu diye düşünerek kendi içimde mini bir paralel evren yaparak düşünmeye çalışıyorum aslında. Bu da büyük ihtimalle beni bir yerden sonra paranoyaklığa sürükleyecek ama hadi hayırlısı 🙂

Piyasadaki aktörleri gözümün önüne getiriyorum ve Neo’nun yerinde başka birinin oynabileceğini, aynı tadı vereceğini sanmıyorum. Kesinlikle çok güzel bir oyunculuk çıkartmış.

Serinin filmlerinden ise 1. film olağanüstü, 2. film güzel, 3. film ise bence olmasa da olur bir filmdi. Sizde izlediyseniz böyle düşünüyor olabilirsiniz.

X-Men Serisi

Filmler konusunda sanırım biraz önyargıya sahibim. Özellikle zombi filmlerini izlemekten kaçabildiğim kadar kaçarım. Sırf zombileri sevebilmek için The Walking Dead‘e başlayıp sadece 1 sezon dayanabildim ama yine de sevmedim. Aşırı yapmacık ve olamayacak şeyleri anlattıklarını düşünüyorum. Ha diyebilirsiniz ki bilim-kurgu ve fantastik filmleri sevmiyor musun? Hayır, aksine çok seviyorum. Çünkü onların çoğunda bilim-kurgu veya fantastik olduğu belli, hikaye onun üzerine, zaten gerçek olamayacak şeyler, ama zombilerde hep insanlar bi deney sonucu hata yapıyor ve zombi geni çıkıyor, bence tamamen saçmalık.

Her neyse, Aslında ben X-Men serisini sadece Wolverine’den ibaret sanarak izlemiyordum. Ama sonra boş bir vaktimde birden izleme isteğim geldi ve araştırmaya başladım. Filmin kronolojik (yapım yıllarına göre değil, olay akışına göre kronolojik) sıralamasını bularak izlemeye başladım. İzlediğim sıra şu şekildeydi.

  1. X-Men Origins : Wolverine [2009]
  2. X-Men: First Class [2011]
  3. X-Men [2000]
  4. X-Men 2 [2003]
  5. X-Men: The Last Stand [2006]
  6. The Wolverine [2013]
  7. X Men: The Days Of Future Past [2014]
  8. X-Men: Apocalypse

Bu sırayla izlerseniz tüm karakterler, olaylar, gidişat kafanızda oturarak ilerliyor. Bundan sonra çıkacak filmleri de kesinlikle iple çekiyorum ve sinemada izleyeceğim.

Star Wars – Güç Uyanıyor

star-wars-the-force-awakens2 gün önce izledim ama yazısını daha yeni yazabiliyorum. Efsane seri yeni filmiyle devam ediyor. Filmi ısrarla izlemeyenler, ben bunu izlemem diyenler varken, ben milyonlarca fanı olan seriyi çok severek izlemeye devam ediyorum. Yüzüklerin Efendisi, Star Wars, Harry Potter, bu üç seri de bence efsane filmler.

Star Wars: Güç Uyanıyor serinin 7.filmi ve devam filmi olarak çıktı. Ana karakterler çok yaşlandığı için yeni başrollerde farklı isimler tercih edilmiş ama tabiki eski başrolleri de silip atmamışlar, hikaye kaldığı yerden devam ediyor. Fragmanlarıyla beklentiyi oldukça yükselmişlerdi ve öyle de oldu.

Filmde yeni bir Jedi doğuyor ve karanlık tarafla savaşmaya başlıyor. Aslında filmin konusu Luke Skywalker’ı bulmak üzerine. Luke’u bulmaya çalışan Jedi adayının yaşadıklarını anlatarak ilerliyor. Filmi izlemeden önce çok güzel bir spoiler yemiştim ama keşke yemeseydim, daha yaşayarak izleyebilirdim filmi. R2-D2 yerine yeni robotumuz BB-8 olmuş ve oldukça tatlı bir karakter. Yeni karanlık liderini de beğenmedim açıkcası. Darth Vader gibi bir karakterden sonra olmamış bence, izleyince hak verirsiniz zaten.

Film hakkında spoiler vermeden yazı yazabilmek için elimden geleni yaptım, daha fazla da devam edemiyorum 🙂

Siz de spoiler yemeden bir an önce gidip izleyin.

Ali Baba ve 7 Cüceler

Abiii Cem Yılmaz yaaa..

Böyle falan demeyeceğim tabiki. Her Cem Yılmaz filminde olduğu gibi bu filme de büyük bir komedi beklentisi ile gittim. Güldüm, eğlendim filmde ama süper diyeceğimiz, gülmekten çenemiz yoruldu diyeceğimiz bir komedi değildi malesef.

Film çok güzeldi arkadaşlar. Özellikle Twitter‘da, filmi beğenmeyip karalamak isteyenlere hiç kulak asmayın, gidin izleyin. Senaryo olarak çok değişik – hatta biraz saçma bile olsa – olsa da içerisindeki hem siyasi, hem dizilere, hem de eski filmlerine yaptığı göndermeler çok ince ve çok güzel olmuş, Cem Yılmaz‘dan tam beklendiği gibi bir performans ortaya çıkmış. Can Yılmaz‘ın canlandırdığı cemaat abisi tipli karakter de 10 numara olmuş, filmi yükseltmiş.

Filme çok fazla emek verildiği apaçık ortada. Aksiyon isterseniz aksiyon, komedi isterseniz komedi, video efekti isterse o da var. Türk filmlerinde görmeye alışkın olmadığımız türde efektler vardı filmde. Cem Yılmaz yine şarkı performansını ortaya koymuş ve çok güzel şarkılar da söylemiş.

Sonuç olarak, sinemadayken gidin izleyin. Biraz gülün, eğlenin, filmin tadını çıkartın ama ben gözümden yaş gelene kadar güleyim beklentisine kapılmayın.

Cem Yılmaz‘ın Twitter’da yaptığı troll bence çok zekice olmuş. Hep aynı adamlarla film yapıyor diye eleştirilen Cem Yılmaz, aşağıdaki twiti atarak tüm sosyal medyayı trolledi, yalan yok, ilk okuduğumda ben de yedim 🙂

 

Momentum

Momentum-film-2015John Wick yazımda bahsettiğim gibi, soğukkanlı ajan filmlerine bayılıyorum. Adam takım elbisesini çekiyor, eline bir tane tabanca alıyor ve tüm filmi tek başına götürüyor, Momentum da işte tam öyle bir film.

Ama bu sefer işler biraz karışık. Benim sevdiğim tipteki karakter kötü adam rolünde. Başrolleri benim çok fazla denk geldiğim isimler değiller ama oyunculukları – özellikle benim karakterin – oldukça iyiydi. Şimdi böyle dediğim için filmi açıp bakanlar başrollerinde Morgan Freeman‘ı görecekler ama Morgan sadece 5-6 sahnede oynuyor ve bir senatör rolünde. Zaten işleri karıştıran da o.

Film çok hızlı, aksiyonlu başladı, hatta ilk başta ben ne olup bittiğini anlamadım bile ama bir yerden sonra tüm taşlar tek tek yerine oturdu ve filmin mükemmelliyetliğini ordan sonra anlamaya başladım. Zaten sonu da oldukça güzeldi. Filmin içerisinde bol bol aksiyon var, aksiyonseverler için güzel bir film. Beni kendine çeken ise biraz gizem ve yapılan planların çok güzel şekilde işleyişiydi, ha tabi bir de benim adamım var 🙂 Şimdi 1-2 bir şey yazmam gerek ama tamamen spoiler’a gireceği için yazamıyorum. Onları yazamadığım için de yazı oldukça değişik bir hal aldı 🙂

Momentum çok güzel film arkadaşlar, benim ilerde tekrar izleyeceğim bir film diyebilirim. İkinci filminin de çıkacağını filmin sonunda anlıyorsunuz. Yeni filmi vizyondayken izlemek istiyorum. IMDB saçmalığı da filme 5.5 vermiş ama yine de siz bilirsiniz, ben izleyin derim.

Maze Runner: Scorch Trials

Maze Runner Scorch TrialsDaha önceden ilk filmin yazısını yazmamışım ama benim çok hoşuma giden bir film olmuştu The Maze Runner. İkinci filmin bu kadar kısa sürede çıkacağını hiç düşünmediğimden ve bir ara sinemayı takip etmeyi bıraktığımdan dolayı vizyondayken izleyemedim ama internette gördüğüm an indirdim ve iner inmez de izlemeye başladım.

İlk filmde bir labirentin içerisinden kurtulan bir grup çocuk, artık kendilerini güvende hissettikleri kişiler tarafından başka bir yere doğru götürülüyordu. Filmin bitiminde ikinci filmin geleceği apaçık ortadaydı zaten. İkinci film ise çocukların güvendikleri kişilerin aslında onları labirentin içerisine koyan kişilerle aynı kişiler olduğunu anlamasıyla başlıyor diyebilirim. Devamlı bir aksiyon içerisinde ilerleyen filmin tarzını ben sevmiştim. Hep bir adım sonra ne olacağını düşünerek izliyorsunuz filmi.

Filmde absürt bulduğum yerler ise zombi sahneleri. Ben zombisever birisi değilim ki bunun için The Walking Dead dizisini herkes severken ben 3 sezon boyunca sadece boş boş ekrana bakarak izledim, hiç çekici gelmiyor bana. Zombilerin olayını da anlatmadılar filmde, geçiş sahneleri boş kalmasın diye konulmuş şeyler gibiydiler. Ama ikinci filmin de bitişinde üçüncü filmin geleceği bariz bir şekilde ortaya konuldu. Büyük ihtimal üçüncü filmde o zombilerden de biraz daha bahsederler.

Üçüncü filmi takip edeceğim ve onu vizyondayken izlemek istiyorum. Herkesin ilgisini çekmeyebilir ama Thomas karakteri ve hikayenin akışı benim ilgimi oldukça çektiği için bu seriyi sevmeye başladım.