The Interview

Bu film Amerika ile Kuzey Kore arasında olaylar çıkmasına neden oldu ve bence de olay çıkması gereken bir film. Amerikalılar “Diktatör” filminde de aynı şeyi yapmışlardı. Kendi ülkelerini diğer ülkelerden üstün göstermek için film yapıyorlar.

Caps takip eden varsa bir ara Kuzey Kore liderinin caps’leri patlamıştı. Filmde ise Amerikalı bir talkshow sunucusunun Kuzey Kore liderini nasıl rezil bir hale getirdiği anlatılıyor. Aksiyon ve komedi olarak geçiyor film ama hiç öyle bir yanı yok. 1-2 tane silahlı sahnesi var, komedi demeye bin şahit gerektirecek 1-2 de komedi sahnesi var.

Kısacası ben filmi beğenmedim, size de tavsiye etmem. Amerikalılar kendilerini yermek için film yapmışlar.

Hobbit: Beş Ordunun Savaşı

Efsane filmler serisinin son filmi. Star Wars‘u izleyeli çok uzun zaman olmadı ve daha önce izleyen arkadaşlarım önce 4-5-6 sonra 1-2-3. filmlerini izlemem gerektiğini söylemişlerdi, aynı hava hikayesi aynı olsa da farklı isimlerle yayınlanan Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi filmleri için de geçerli.

Yüzüklerin Efendisi‘ni izlemeyen gitsin camdan atlasın zaten. Bu efsane filmdeki yüzüğün nasıl Bilbo‘nun eline geçtiğini ve onu herkesten nasıl zorluklarla sakladığını anlatan film serisinin son filmi olan “Beş Ordunun Savaşı” benim beklentilerimi son derece karşıladı. Çıktığı ilk 3-4 gün şehirdeki sinemalarda boş yer bulamadığım için izlemem biraz geç zamana kaldı.

Filme girmeden yapılan yorumları okudum-dinledim ama bir çok insanın beklentisini karşılamamıştı. Hatta bazı karakterlerin nasıl öldüğünü bile göstermiyorlarmış ama ölüyormuş tarzında yorumlar da duydum ama öyle bir şey yok. Her şey gayet açık ve düzenli bir şekilde ilerliyor. Filmdeki savaş sahneleri iyiydi. Her hangi bir mantık hatası oluşturabilecek bir durum fark edemedim ben.

Tek sorunlu yanı süresi ve 3D olmasıydı. Gözlüklerimizi aldık taktık ama tek 3D kısım kar yağarken biraz üzerine doğru geliyordu. Süre konusunda ise 2 buçuk saat civarıydı (Cinemaximum‘un lanet reklamlarıyla biz içerde 3 saat 15 dakika dursak da) ama diğer filmlerle kıyaslanınca çok çok az bir süre olarak geldi bana, “Kralın Dönüşü” filminin kesilmemiş versiyonunun 4 buçuk saat olduğunu göz önüne alırsak oldukça kısa olmuş.

Velhasıl, film güzeldi kesinlikle gidin izleyin. Serinin son filmi olmasının kötü yanı ise sonunun nasıl biteceğini biraz da olsa bilmeniz.

Black Mirror

İzleyeniniz var mı bilmiyorum ama eğer anlayarak izliyorsanız son derece güzel bir dizi.

Şuan sanırım 3. sezonu çekiliyor ve ya yayınlanıyor. Her sezonu, birbirinden bağımsız kişiler, senaryolar ve yönetmenler tarafından çekilen 3 bölümden oluşuyor. Günümüzde kullanılan ve ona hükmettiğimizi sandığımız teknolojinin zararlarını anlatıyor. Gelişen olaylar gerçekle bağdaştırıldığında olabilecek şeyler olduğu için insana kendini sevdiriyor.

Her bölüm farklı kişiler tarafından oynandığı için belirli bir başrolü falan yok, her bölümün kendi içerisinden ayrı başrolleri var. İlk başta izlerken biraz sıkılmıştım ama olayları anlamaya ve gerçekle bağdaştırmaya başlayınca gerçekten çok etkileyici bir dizi olduğunu anladım.

Benim en iyiler listeme girdi, sizin girer mi bilmiyorum.

The Big Lebowski

Arkadaş önerisiyle izlemiş olduğum bir film. Genelde izlemeden önce IMDB puanına bakarım – ne kadar saçma saçma filmler yüksek puan alsa da insan gene de bakıyor bi – ama bu filmin puanına bakmadan izlemeye başladım. Arkadaşımdır dedim, bana böyle zulüm çektirmez dedim ama hayatımdan 2 saat çaldı resmen.

Böyle ağır bir girdiğime bakmayın, film komedi ve suç diye geçiyor ama ikisinden de birer parmak balı ağzınıza sürüp bırakıyor, hiç tadını alamıyorsunuz. Konu desen son derece saçma ama sonu iyi bağlandı, ben bu tarz bir şey beklemiyordum. Tek etkilendiğim kısmı buydu.

Filmi ya ben anlamadım ya da film benim dediğim gibiydi ama izlemek isterseniz gene de siz bilirsiniz. Mükemmel bir komedi ve suç karışımı bir film beklemeyin, beklentinizi ne kadar düşük tutarsanız o kadar zevk alırsınız bu filmden.

Bir Küçük Eylül Meselesi

Film çıkalı çok uzun aman oldu, ben çıktığı dönem sınav var diye sinemada gidememiştim, e hal böyle olunca mecbur internetten indirip izlemek zorunda kaldım. Filmi benden 2 gün önce oda arkadaşım izledi ve beklentimi çok büyüttü. O yüzden ben izledikten sonra beklediğim tadı alamadım filmden.

Çok daha duygusal bir yaklaşımla izledim filmi, hatta kesin ağlarım diye yanıma peçete bile aldım ama öyle olmadı. Benim böyle dediğime de bakmayın, son derece güzel bir film olmuştu sadece benim beklentim çok yüksekte kalmıştı. Hikaye, kurgu ve oyunculuklar son derece iyiydi. Zaten son yıllarda Farah Zeynep Abdullah‘ın yaptığı filmlerin tamamı izleyiciye kendini sevdirdi, bu filmde aynı şekilde.

Çok derin bir aşk yaşadıysanız ve o aşkı kaybettiyseniz bu filmi peçeteyle izleyin ama benim gibi düz biriyseniz normal bir film gibi izleyebilirsiniz.

Interstellar – Yıldızlararası

Bilimkurgu severler, bu filmi mutlaka izlemelisiniz. İlk fragmanını sinemada film öncesi reklamlarda görmüştüm ve arkadaşıma bu filme gidilmez demiştim, çok sıkıcı görünüyordu – ki zaten sıkıcı da biraz – ama gene boş boş takıldığım bir zamana geldi ve izledim.

İlk başta 2 saat 43 dakika çekilecek bir film değil gibi geldi. Film ilerledikçe yavaşlamaya devam etti, ağır ağır ilerledi, izlerken arada kalktım yemek yedim geldim falan o derece sıkıcı ilerliyordu ama o kadar süre dayanıp bu filmin sonunu izlediğim için hiçbir şekilde pişman değilim.

Bilimkurguyu aşırı derece abartıp işi olağanüstülüğe de dönüştürmemişler, dramı abartıp insanları ağlatmaya da çalışmamışlar. Kısacası tam Christopher Nolan‘a yakışır bir film olmuş. Tek sorun dediğim gibi gereksiz derece uzun ama sonu mükemmeldi.

Eğer bilimkurguya, drama ilginiz varsa kesinlikle izlemeniz gereken bir film Interstellar Yıldızlararası.

Predestination

Son zamanlarda yapılan yabancı filmlerin kalitesi düştü diyordum ama Predestination o kadar güzel tat bıraktı ki ağzımda tekrar filmlere sardım.

Filmin konusu yazılarak anlatılacak bir şey değil, izlenmeden anlaşılmaz. Biraz psikolojik bir yönü var. Kafanız sakinken izlemeniz gereken bir film diyebilirim, aksi taktirde beyniniz yanabilir. İlk 1 saat ile son 40 dakika arasında dağlar kadar fark var. Eğer çok boş bir zamanıma gelmeseydi kesinlikle ilk 1 saat bitmeden kapatırdım ama filmin son yarısını da izledikten sonra iyi ki öyle bir şey yapmamışım dedim.

Inception‘u sevdiyseniz bence bu filmi de seveceksiniz. Inception‘dan bir tık aşağıda bir film ama neredeyse aynı tadı alabiliyorsunuz filmden. Kesinlikle tavsiyemdir.

Karışık Kaset

Sarp Apak ve Özge Özpirinçci‘nin çok güzel oyunculuk yaptığı, biraz eğlenceli biraz duygusal bir film. Normalde duygusal filmlere sinemada gitmem ama yanımda arkadaşım vardı ve Deliha‘nın seansını kaçırdığımız için girdik bu filme. Pişman da değilim çok güzel ilerleyen bir film oldu.

İçerisine esprileri çok güzel bir şekilde yerleştirip duygusallıkla bağlamışlar. Aşırı duygusal biriyseniz bu filme ağlamak için girmeyin, tam burada ağlarım dediğiniz yerde bir espri patlıyor ve gülüyorsunuz. Yani kısacası çok tatlı bir film olmuş. Konusunu falan zaten sinemalar.com ve beyazperde.com‘dan öğrenebilirsiniz o yüzden benim burada uzun uzun anlatmama gerek yok. İyi seyirler..

Takip Ettiğim Diziler

Bu aralar çok fazla boş zamanım olduğu için kendimi dizilere, filmlere vurdum. Aşağıya yazacağım liste çok uzun olacak, bu çocuk bunları nasıl izliyor demeyin, aşırı işsizim bu aralar ve bu listenin tamamını aktif olarak takip ediyorum. Burada şuan izlemekte olduğum diziler yer alıyor. Daha önce izlediğim dizilere ulaşmak için Dizilab Profilime bakabilirsiniz.

1. Constantine

Filmini izleyenler bu dizinin nasıl olacağını tahmin ediyordur. Ben de filmini çok beğendiğim için başladım ama dizideki karakter sigara kullanmadığı için bana bir tık düşük geldi. Sigara Constantine ile özdeşleşmiş bir şeydi. Dizinin içeriği ise bu dünya ile öbür dünya arasında geçişler yapmaya çalışan ruhlar var ve John Constantine ise bir ruh çıkarıcı. Onun maceralarını anlatıyor.

2. Da Vinci’s Demons

İlk çıktığı zaman bölümlerini hafta hafta takip etmiştim ama ilk sezon ile ikinci sezon arası biraz uzun olunca kaçırmıştım. Şimdi tekrardan başladım ve 2. Sezon 4. Bölümdeyim şuan. Dizinin adından da anlaşılacağı gibi Leonardo Da Vinci’nin yaşamıyla, zekasıyla özdeşleşen olaylar gerçekleşiyor.

3. Scorpion

Walter O’Brien‘ın hayatından esinlenerek hazırlanmış, gerçeklik payı taşıyan ve bir grup üstün zekalı insanın birlikte bir şirket kurarak modern çağ tehditlerine karşı çözümler üretmeye çalıştığı bir dizi. Eğer biraz bilgisayar sistemlerine ilginiz varsa eminim siz de zevk alacaksınızdır.

4. The Flash

Babamların zamanından kalma bir çizgi roman karakterinin diziye dönüşmüş halidir. Kötü sonuçlanan bir deney sonucunda özel bir hız gücüne sahip olan ve diğer özel güçlü ve kötü niyetli rakiplerle savaşan bir karakterin dizisi. Beni hafiften sardı gibi ama ilerde konu nasıl değişir bilmiyorum, şimdi izliyoruz bakalım.

5. Forever

Şu anda izleyip de en zevk aldığım dizidir. Şimdilik ölümsüz ve aynı zamanda ölünce geri doğan bir adamın yaşantısıyla ilgili güzel, hafif Sherlock tadı aldığım bir dizi. Tavsiyemdir.

6. Hannibal

Geçtiğimiz yaz bir gazla izlemeye başlayıp 2 günde ilk sezonu bitirip ikinci sezona başlamıştım ama araya okul işleri girince kaynadı gitti ve şu an tekrar başladım izlemeye. Hannibal, bildiğiniz gibi psikopat bir piskolog ve onun güzel-iğrenç maceralarını anlatıyor. Özellikle insan ciğeri yerken bir lokma da bana verse diyor insan 😉

7. Revolution

Geliştirilen bir sistem ile tüm dünyadaki elektriği bir anda yok ediyor ve dünyadaki düzen değişiyor. Ardından tekrar elektrik güçlü insanların eline geçince denge çok daha başka bir yere gidiyor. Bir elektrik elektronik mühendisi adayı olarak izlemekten zevk alıyorum.

8. Gotham

Gotham, Batman ile tamamen özdeşleşmiş bir isim. Ama dizimizde henüz Batman karakteri yok, ona yardım eden polis memurunun hikayesini anlatıyor, bariz bir şekilde olmasa da Joker‘in nasıl Joker olduğunu falan anlatıyor. İlerde ne olur bilmiyorum ama kısmen sıkıcı ama güzel ilerliyor.

9. Breaking Bad

Dünya çapındaki ratingi çok yüksek ve izleyen herkes tarafından da beğenilen bir dizi. Bir kimya öğretmeninin kanser olduğunu öğrendikten sonra ailesine bir şeyler bırakabilmek için kötü yola düşmesini eğlenceli, biraz dramatik ve biraz bilimsel bir şekilde anlatıyor.

10. The Big Bang Theory

How i met your mother?“dan sonra izlediğim en komik dizi. Bir grup – aşırı zeki – arkadaşın hayatlarını anlatıyor. Şimdilik çok güzel gidiyor, “Sonunda yaradılış teorisini kanıtlayabilecekler mi?”, merakı ile izliyorum diziyi 🙂