Hisarlar – Teknik Gezi

IEEE‘den daha önce bahsetmiştim. IEEE içerisinde yer alan teknik gezilerimiz Hisarlar tarım makinaları ve kabin üretim fabrikası ile başladı. Gezi boyunca yanımızda yer alan yetkililer bize fabrikanın tarihi, ürettikleri, üretecekleri hakkında çeşitli bilgiler verdiler.

Hisarlar fabrikası, Bozüyük yolu üzerinde olan bir üretim ve ar-ge tesisi. Türkiye’deki 3, Eskişehir’deki 1. Ar-ge tesisine sahip şirket. Şirket 1974 yılında Fazlı Türker tarafından bir kaporta tamir atölyesi olarak kurulmuş. Bir aile şirketi olarak, büyüyerek bugüne gelmişler. Sloganları,”Üretmek Sanattır” benim son derece hoşuma giden bir slogan oldu.

Tarım makinaları ve kabin üretim tesisi dedik ama bu sadece bu işi yaptıkları anlamına da gelmesin. Hisarlar, %85’i Türk üretimi olan ilk 4×4 arazi aracı TURKAR‘ı yapan şirket. TURKAR‘ı buradan uzun uzun anlatırsam okumayı bırakırsınız, çünkü yaptığı işler 3-5 kelimeyle anlatılacak işler değil. Aracı bizim denememize izin verilmedi ama dışardan görüldüğü ve anlatıldığı kadarıyla oldukça güçlü, yaklaşık 300 farklı sektörde kullanabilecek şekilde modifiye edilebilen bir araç. TURKAR hakkında daha ayrıntılı bilgi için web sitesini ziyaret edip hayran hayran videolarını izleyebilirsiniz.

TURKAR dışında, bir elektrikli araç projesi mevcut ama yanlış hatırlamıyorsam TUBİTAK‘la anlaşılamadığı için şuan askıya alınmış durumda. Önümüzdeki yıllarda bu projenin de hayata geçirileceğine inanıyorum.

Resim çekmemize izin verilmedi ama Hisarlar tarafından çekilen resimlerimizden elimize ulaşanları paylaşacağım.

Bizim yanımızda eşlik eden yetkililer ve görüştüğümüz mühendisler bize ellerinden geldiği kadar bilgi vermeye ve sorularımızı yanıtlamaya çalıştılar, hepsine çok teşekkür ediyorum.

Son sözüm o yetkiliye..

Ne olurdu bi tur TURKAR’a bindirseydin?

Buffalo 3D Printing

Yaklaşık 5 ay önce yazmış olduğum 2 Günde Şirket-i Alem etkinliği yazısında size en ilgimi çeken standın Tridi Atölye olduğunu söylemiştim. Sadece benim ilgimi değil, etkinliği düzenleyen IEEE ESOGÜ kulüp başkanı Bahtiyar Şahin‘in de dikkatini çekmiş ve hemen işe koyulmuş ve kendisine geçtiğimiz cumartesi günü Eskişehir’de Buffalo 3D adında bir 3D Baskı Merkezi açtı.

Bahtiyar ile daha önce birebir tanışmasam da açılışa gittim ve gayet mütevazı, kendi arasında bir açılış gerçekleştirdi. Ofisleri şuan için 1+1 bir daire ve 1 odası ofis olarak, diğer odası ise atölye olarak kullanılacakmış. Şuan içerisinde Zortrax adında bir printer ve Tridi Atölye‘nin kendi yaptığı Abbas var ama Bahtiyar, diğer atölyelerinde daha başka printerları da olduğunu söyledi.

Eskişehir’de ilk ve tek 3D baskı ofisi oldukları için şuan gayet şanslılar bence, eğer firmalarla anlaşıp, işi seri hale getirebilirlerse bence kesinlikle hem Eskişehir için hem de kendi firmaları adına büyük bir gelişim olur. Şuan ki iş planları arasında belediye ile ortak bir projede birleşip, sakat hayvanlara 3D modelleme ile protez bacak yapılacağını öğrendim ve çok faydalı bir iş olacağını düşünüyorum. Umarım, işleri olumlu yönde ilerler ve Eskişehir’de bu işi büyütürler.

Başarılar Bahtiyar..

Ama bi sor neden yazmıyorum?

Yazacağım ama yazamıyorum. 1-2 konu birikti ama konular tam bir sonuca ulaşmadan yazmak istemiyorum. Mesela bir önceki yazıda bir araba projem olduğunu söylemiştim. Araba tamam, çalışıyor, gidiyor ama ufak tefek 1-2 sıkıntısı var şuan, bazen temassızlık yapıyor, o sorunu da hallettikten sonra da yazmayacağım onun yazısını, arabayı geliştirmek için farklı bir kaç şey düşünüyorum, onları da tamamladıktan sonra yazacağım ve çok da güzel bir yazı olacağını düşünüyorum.

İkincil nedenimse, bu aralar birkaç kulübe girdim ve onların toplantı-yemeği falan oluyor, e bi de okul var. Eve yorgun argın gelip dinlenecekken çat bir telefon ve kendimi dışarda buluyorum. Bi de TUBİTAK tarafından desteklenen bir girişimcilik programına dahil oldum ve orada eğitimler almaya başladım. Eğitimler pazartesi ve salı günleri saat 9’da olunca insan uyanıp gitmek için erken yatıyor. Bir sebep olarak da bu gösterilebilir. Ama kafamda 3-4 yazı fikri var, eğer bir fırsat bulursam onları mutlaka yazacağım ama ne zaman yazarım orasını bilmiyorum. Hatta yazıları eğer seri bir şekilde yazarsam belki bu yazıyı kaldırabilirim bile.

Yeni, yeni ve yine yeni

Bu aralar oldukça fazla yeni şey oldu. Yeni ev, yeni bölüm, yeni arkadaşlar, yeni bilgisayar, yeni proje ve belki de yeni iş. Hepsinden azar azar değinerek yazıyı tamamlayacağım.

İlk önce yeni ev maceramdan bahsedeyim. Yeni eve çıkmak hem çok zor hem de çok keyifli bir işmiş. Eve üç arkadaş çıktık. Evi ramazan bayramından sonra tutmuştuk, eylülün ilk haftası da abonelik işlerini, eşyaları ayarlamak için okullar açılmadan 1 hafta önce geldik ve işlere başladık. Abonelik işleri, biraz da aksaklıkla tam 1 günde bitti allahtan. Geldik en tatlı, en civcivli kısım eşyalara. Ben odamı Eskişehir Kelepir sayfasından bulduğum eşyalarla, en temiz şekilde ikinci el olarak düzdüm ama diğer arkadaşlarım bazı eşyalarını sıfır bazılarını benle aynı şekilde aldılar. Ama eşyayı nasıl aldığın önemli değil nasıl taşıdığınmış önemli olan. Ben eşyaları parça parça bir yerlerden aldığım için bir nakliye tutup da taşıtamadım, her eşya için de nakliyeye para vermeye güç yetmez zaten. O yüzden hepsini elimizde taşıdık. Böyle böyle taşıya taşıya cuma günü akşam evimizde 1-2 ufak tefek eksik haricinde eksik eşya kalmamıştı, her şeyiyle tamamdı evimiz. Çok tatlı, oldukça yorucu ama bir o kadar da zevkli bir işti açıkcası.

Yeni bölüm.. Ben bu yıl bölüme başlıyorum ve sınıftan 1-2 kişi hariç kimseyi tanımıyorum. Daha ilk günden 1-2 kişiyle tanıştık. Daha önümüzde upuzun bir 4 yıl var, elbet diğer arkadaşlarla da tanışıp kaynaşırız.

Kendime geçtiğimiz hafta yeni bir dizüstü bilgisayar satın aldım ve bugün sabah kargodan teslim aldım. Az çok bilgisayardan anlayan birisi olarak, en ucuz fiyata, en canavar bilgisayarı aldığımı düşünüyorum. Sabah elime alır almaz kurulumunu yaptım ve daha hiçbir yerine girmeden hemen Windows 10’a güncelledim ve öyle kullanmaya başladım. Şuan bana lazım olacak tüm programlar kurulu ve benim kullanmamı bekliyor.

Yeni projem ise, artık bölüme geçtiğime ve kendimi bölümüme adapte ettiğime göre bir elektronik projesi olacak. Arduino kitimi ve malzemelerimi yaz içerisinde sipariş etmiştim ve onlarda şuan elimde. Şuan sadece boş vakit ve pil ihtiyacım var, onlarda olursa ufaktan bir araba yapma projem var.

Yeni iş ise şuan muallakta olan bir şey. Bugün bir görüşmeye gittim ama önümüzdeki günlerde tekrar gideceğim. Olursa, hem kendimi geliştirmem açısından hem de maddi açıdan biraz rahatlamamı sağlar diye düşünüyorum.

Neuroland – Beyin Gücü

Bu aralar blogu biraz boşladım ama yavaş yavaş toparlanarak yeni yazılar yazmaya başlayacağım. Bu yazımda Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilen bir etkinlik olan Neuroland standındaki izlenimlerimi aktaracağım.

Neuroland, beyin gücü ile nesneleri kontrol etme, programları yönetme işlemlerinin yapıldığı bir etkinlik. Yurtdışında bir çok yerde etkinlikleri varken Türkiye’de ilk defa geçtiğimiz haftasonu Eskişehir Espark AVM’de stant açtılar ve gösteri yaptılar. Gösteriye daha ilgi çekici olması açısından Survivor birincisi olan Turabi‘yi getirdiler ve etkinlik mottoları “Kas Gücü mü Beyin Gücü mü?” oldu. Açılıştan sonra seçilen kişiler Turabi ile çeşitli oyunlar oynayarak kendilerini denediler.

Ben de bu konular hakkında oldukça meraklı biri olarak etkinliğin içerisinde bulunarak yakından takip ettim. 5-6 farklı alanda beyin gücü ile nesne kontrolü gerçekleştiriliyordu. Benim ilgimi, en çok robotik kol çekti ancak sanırım bir arızadan dolayı çalışmadığı için onu kullanamadım. Ayrıca bilgisayar ekranına bağlı bir fıçıyı beyindeki elektromagnetik dalgalar ile patlatmaya dayanan bir oyun vardı ve bu bana oldukça saçma geldi. Ben dikkatimi farklı yöne vermeme rağmen sinyaller çok yoğun oluyor, odaklandığım zaman ise sinyal seviyesinde düşüş oluyordu.

Birkaç fotoğrafla etkinlik maceramı tamamlamak istiyorum. Ama söylemem gerekir ki bu tarz etkinlikler devamlı gerçekleşmeli ve teknolojiyi elimizden geldiğince ileri götürmeliz. İlerde böyle projelerde yer almak isterim.

Görevimiz Tehlike: Rogue Nation

Sen ne güzel aktörsün Tom Cruise. Sinemaya gitmeyeli 1.5 aylık bir süre falan oldu ama bu araya değecek bir film ile araya son verdim. Son 2 filmini de sinemada izlemiştim ve bu filmini de sinemadayken kaçırmadım ve gittim izledim.

Ethan Hunt gene başını belalardan belalara sokuyor ve gerek arkadaşları gerekse kendisine yardım etmek isteyenler onun arkasını topluyor ve Bingo! yine mutlu son 🙂

Bu severki filmi biraz daha sevmemi sağlayan neden, Ethan’ın düşmanını birazcık Sherlock Holmes’deki James Moriarty’ye benzetmiş olmamdı. Müthiş bir ajan zekasıyla olayları kurgulayıp, adım adım yerine getirmesi falan kafamda bu benzerliği oluşturdu. Tek farkı, Lane’in ekibi Moriarty’e göre biraz daha yetersizdi.

Aksiyon dediğiniz zaman zaten ilk akla Görevimiz Tehlike ya da Cehennem Melekleri serileri gelir ve bu seferde hiç bir saniyesinde aksiyon durmadı, devamlı olarak bir kavga, dövüş, yarış vardı.

Benim bu seriyi sevmemdeki en büyük nedenlerden birisi de takibi filmin o can alıcı müziğiydi. Film bittiği zaman farkettim ki gerçekten o müziği özlemişim.

13 Sayısının Uğuru

Herkes uğursuz sayı olarak bilse de 13 benim uğurlu sayımdır. Aslında ben bunu, benim uydurduğum bir uğurlu sayı olarak değil de hayatın bana “Bak, sen ne işle uğraşsan 13 sayısıyla karşılaşıyorsun” deme şekli olarak görüyorum.

Aklınıza gelebilecek her türlü işte benim karşıma hep 13 sayısı çıkmıştır (veya katları). Karşıma çıkan yerleri buraya çok detaylı bir şekilde yazmayı planlıyordum aslında ama şuan klavyenin başına geçince tüm hepsini unuttum. Ama en basitinden okul sıra numaram, telefon numaramın içerisindeki hanelerin toplamı, üniversite tercihimin sıralaması gibi uzayıp giden ve aklınıza gelebilecek her yerde, her sıralama işleminde benim karşıma hep 13 sayısı çıkmıştır.

Ayrıca benim uğur getirdiğine inandığım nokta, öyle Müslümanların için uğurlu, 1453, 571 falan bunlarla alakalı değil, herkesin uğursuz dediği sayı olduğu için buna zıt bir şey söyleyip toplumdan sıyrılıyorum, ben zıttım havası vermek de değil. Tamamen kişisel, hayatımda önemi olduğunu düşündüğüm bir sayı 13. Benim kararlarımda etkili olan bir sayıdır yani.

13 numaralı futbolculara ayrı bir ilgim var, çocukken – o pazardan aldığımız – ilk formam 13 numaraydı. Doğum günüm ayın 26’sı. İsmimden kaynaklı olarak, isim listelerinde %95 13 numaralı sıradayım. Kod yazarken hata veren satırlar hep 13 veya katı bir satırdır. Dediğim gibi daha buraya çok fazla örnek verebilirim ama şuan hiçbiri aklıma gelmiyor.

Hatta buradan evleneceğim kıza sesleniyorum. Her ayın 13’ünde benden bir evlilik tekliği bekleyebilirsin 😉 O teklifi yapacağım gün ve evlenceğimiz gün kesinlikle ayın 13’ü olacak, itiraz istemiyorum.

Şuan tarihin hiç farkında olmayarak yazıyı yazmıştım ve tarih 13 Temmuz. Artık gerisini size bırakıyorum.

Otostop Çekmenin Altın Kuralları

Otostop’u devamlı olarak kullanan birisi olarak artık bu yazıyı yazma gereği duydum. Büyük şehirlerde nasıl işliyor bilmiyorum ama küçük şehirde oldukça güvenli bir şekilde yolculuk yapabiliyorsunuz.

Benim otostop çekmemdeki en büyük sebeplerden birisi dolmuş saatlerinin çok ters olması ve evimin altından geçen yolun sağ tarafının direk çarşıya, sol tarafının da direk İskenderun yoluna çıkıyor olması.

Gelelim kurallara. Liste liste yazarak ilerleyeceğim.

  • Otostop çekilecek mekan çok önemlidir. Lambalar ve petroller vazgeçilmez otostop noktalarıdır. Araçlar, lambadan kalkarken ve petrolden çıkarken daha tam hızlanamadıkları için durup sizi araçlarına alırlar. Ama normal bir yerde otostop çekerseniz araç hızını almış olacağı için siz görüp de yavaşlamaz.
  • Kılık, kıyafet ve gözlük.  Kıyafetiniz güzel, şık bir kıyafetse araçların durma ihtimalleri %90 artar. Siz sürücü olsanız, salaş, serseri kılıklı birini mi alırsınız yoksa düzgün giyimli birisini mi? Gözlük konusu ise benim ve arkadaşlarım tarafından test edilerek oluşmuş bir ibare. Güneş gözlüğüyle ve gözlüksüz çektiğimiz otostoplarda araçların durma süreleri arasında ciddi bir fark var.
  • İşaret, en önemli noktalardan birisi. Kimse siz yolun kenarında beklerken durduk yere sizi almaz (İstisnai olarak aldıkları tabiki oluyor) Elinizle aracın gittiği tarafa doğru gitmek istediğinizi belirten sallama hareketleri veya başparmak açık bir yumruk ile yönü işaret etmeniz sizin otostopçu olduğunuzu belirtecektir. Otostop çektikçe bu konuda profesyonelleşiyorsunuz, rahat olun.
  • Her arabaya otostop çekilmez. Bundan kastım aracın lükslüğüne veya kötülüğüne göre değil. Hacı Murat’ına da bindim, Audi A6, Mercedes C180’ine de bindim. (Bir zaman sonra prensip edinip kötü araçlara otostop çekmiyorsunuz ama olsun) Aracın sürücüsü bayansa veya yan koltukta bir bayan oturuyorsa o araca binme ihtimaliniz çok düşüktür, şansınızı denemenize bile gerek yok. (Gene istisnai olarak kadın şoför ve içinde bayan bulunan aracın durduğu oluyor ama nadir) Aracın içinde küçük çocuk varsa o araç durmaz. İstediğiniz kadar tipiniz düzgün olsun, aracın içinde çocuk varken ben tanımadığım, ipsiz sapsız birisini aracıma almam. Son olarak, siz de şoförün tipine bakarak araca binmeyebilirsiniz. Araca otostop çekin, dursun, adamı beğenmediniz mi, yok usta devam et sen diyin. Adama ayıp olur falan düşünmeyin, bir daha nerde göreceksiniz.
  • Motorlar. Motorları durdurma ihtimaliniz çok daha yüksektir. Genelde gençler kullanıyor ve onlarda alıyor sizi aracına. Ayrıca sizi direkt olarak gördüğü için daha iyi bir temas kurabiliyor sizinle. Ama ben motorları sevmediğim için – açıkcası korktuğum için – motorlara otostop çekmemeye çalışıyorum.
  • Dolmuşlar biraz sıkıntı. Ama bu sıkıntı onlar için değil sizin için. İlk başladığınız zamanlarda büyük bir araç kafilesi gelirken, kesin bindim bu sefer, diyip de aralardan bir dolmuş görüp adama ayıp olur, ekmeğiyle oynuyormuş gibi bir hisse kapılıp, o kafileye otostop çekmeyebilirsiniz. Ama bu işte biraz ilerledikten sonra iyice yüzsüzleşiyorsunuz ve dolmuş falan farketmiyor. Dolmuş şoförü sizi görüp yavaşlarken kıvrak bir kafa hareketiyle, devam et, işareti yapıyorsunuz o da devam ediyor. Israrla durup, kapıyı açan şoförler de var. Onlara da, “otostop abi”, diyerek niyetinizi zorla söylüyorsunuz ve adam da devam ediyor. Hiçbir sıkıntı olmuyor yani, sadece biraz yüzsüzlük gerektiriyor.
  • Artık araca binmiş olalım. İster istemez araç içinde bir muhabbet dönüyor. Sorulara oldukça net, açık ve devamında o konudan başka soru gelmeyecek şekilde cevap verin. Ha eğer konuşmak istiyorsanız uzatın istediğiniz kadar ama istisnalar hariç o bindiğiniz aracın şoförünün muhabbeti güzel olmaz, biraz konuşunca siyasete girer ve siz de “Evet, evet, evet abi aynen, ben de hiç sevmem onu, evet, kesinlikle” cümlesini, kelimelerin sıralamasını bile bozmadan her araçta söylemek zorunda kalırsınız. Hele bir de soyisimden girdiyse olaya mümkün olduğunca o şehirde olmayacak bir soyisim söyleyin yoksa kesin tanıdık çıkar ve ordan muhabbet uzar en son, ona selam söyle, denir ve biter ama o arada ömrünüzden ömür gider.

Şuan aklıma gelenler bunlar, aklıma geldikçe bu listeyi yazmaya devam edeceğim.

Siz siz olun kısa mesafe, uzun mesafe farketmeksizin otostop çekin, bu sektör ilerlesin.

Otostop candır..

WordPress Resim Boyutlandırma – Image Resize

WordPress‘te resmi kırparak boyutlandırma işlemini yapabilmek için çok uğraştım, araştırdım, denedim ve sonunda buldum. Bu yazıyı yazarak aynı sorunu yaşayanların acılarını dindirmek istiyorum.

Timthumb, Vt_resize, AQ Resize gibi eklenti olmayan ama benim pek randıman alamadığım kütüphaneleri de kullanabilirsiniz ancak WordPress’in kendi özelliğini kullanmak yerine bunları tercih edeceğinizi düşünmüyorum.

Website optimizasyonu için resimler oldukça önemli yer kaplıyor. Google Pagespeed üzerinden sitenizin hız kontrolünü yaptığınız zaman resim sıkıştırma ve boyutlandırma için çok büyük yüzdelik kısım ayrılıyor. Üzerinde çalıştığım bir proje için ihtiyaç duyduğum resim boyutlandırma işleminin nasıl olduğunu size açıklamaya çalışacağım.

Kodun temelinde WordPress’in 3.5.0 sürümünde eklenen WP_Image_Editor sınıfı yer alıyor. Bu sınıf yardımıyla oluşturacağımız kod ile öne çıkarılan görselimizi alıp, tekrar boyutlandırma işleminin ardından – istersek farklı bir isimle bile olabilecek şekilde – yeniden kayıt ederek o resmi kullanacağız.

Ekleyeceğim kod içerisindeki yorum satırları sayesinde tüm satırların anlamını açıklamış olacağım.

https://gist.github.com/4b6492f908801c75c6fa9b0f42da7836

Bu kodu (Yukardaki kodda 1. kısım alanı) while döngüsü içerisinde bir yere yazdıktan sonra boyutlandırılmış öne çıkarılan görselinizi göstermek için

<img src="<?php echo $yeniResimAdres; ?>" width="YENİ GENİŞLİK" height="YENİ YÜKSEKLİK" />

kodunu kullanmanız gerekmektedir.

Hepimiz biliyoruz ki bu kodu sadece bir yerde kullanmayacağız, farklı farklı yerlerde kullanmamız gerekecek ve her döngünün içerisine bu kodu yazmamız döngünün şişmesini, sunucunun CPU’sunun zorlanmasına sebep olacak. O yüzden bunu her döngüde ayrı ayrı kullanmak yerine direk olarak functions.php üzerinden bir fonksiyon oluşturarak kısa bir şekilde yapmak daha mantıklı, hızlı ve kullanışlı bir çözüm olacaktır. Onun için gerekli kodlarımız (Yukardaki kodda 2. kısım alanı)

Resimin ekleneceği while döngüsü içerisine
(Yukardaki kodda 3. kısım alanı)
kodunu ekleyerek boyutlandırılmış resminizi gösterebilirsiniz.

Kodlar içerisinde açıklamalarda belirttiğim kısımları düzenleyebilirsiniz. Mesela ben yeni kayıt edilecek resimlerimde ön ek bulunmasını istemediğim için “onek_” kodunu silerek işlem yaptım. Bunun dışında bu kodu geliştirmek isterseniz WordPress Codex sayfasında yer alan WP_Image_Editor sınıfını ve wp_get_image_editor fonksiyonunu inceleyebilirsiniz.

Eksikleri, yanlışları veya sorunlarınızı yorum kısmından belirtirseniz yardımcı olmaya çalışırım.

Üniversitede İlk Yıl – Hazırlık

Eğer daha önceden yazılarımı okuduysanız az çok neler yaptığımı, nerelere gittiğimi falan görmüşsünüzdür ama bu yazı altında hepsini toplayıp, biraz da okul yaşantısı hakkında şeyler yazarak hazırlık yılımı tamamlayacağım.

Hazırlık denilen şeyin lise 5’den hiçbir farkı yok. Sınıf ortamı, kişi sayısı, arkadaşlıklar, devamsızlık, not sistemi… Her şey lisenin aynısı, o yüzden direk liseden gelen birisi hiç zorluk çekmeyecektir. Haliyle, tüm yıl bölümünüzün dili ne ise ona yönelik dersi alıyorsunuz, benim İngilizce idi. Benim kendi düşüncem, bize hazırlıkta verilen eğitimin hayatımıza fazla bir katkısı yok. Bölüm İngilizcesi görmedik, sadece kitaba yönelik eğitim verildi. Speaking, listening, writing bunlar zaten ortak olan şeyler ama grammer’e verilen ağırlığın yarısı speaking’e ve ya listening’e verilseydi eminimki şuan öğrendiğimin en az 2-3 katı şey öğrenirdim. Neyse, sistemi eleştirip de düzeltecek halimiz yok, yıllardır böyle gelmiş ve geri kafalı yöneticiler değiştirmiyorlar bu sistemi.

Kendi dil eğitimim açısından oldukça verimli bir yıl geçirdim. Lise boyunca İngilizcesi 4 düşmeyen (son yıl hariç, 5 düşürmeyeni dövüyolardı) ben ilk vizemden 95 aldım. Sene içerisinde de oturup ders çalışmadım ama devamlı olarak film, dizi izledim, (‘İzlediklerim’ kategorisinden bakabilirsiniz bunlara) elimden geldiğince ilgi alanlarımla ilgili makaleler okudum, bir çok RSS yayın takip ediyorum ve bunların hem dil yapısını anlamada hem de kelime haznesini geliştirmede çok etkili olduğunun farkına vardım. Ama şu da var tabiki, konuşma konusunda pratiğimiz fazla olmadığından dolayı karşıma bir yabancı gelse onunla konuşmakta ilk etapta zorluk çekerim. Bunun için Türkiye’de aldığın eğitimin hiçbir önemi yok, gidip yerinde konuşacaksın, devamlı olarak onlarla iletişim halinde olacaksın, aksanları anlayacaksın. Tek sorun bu.

Gelelim normal yaşantıya. Hazırlık olduğum için oldukça rahattım ve paramın yettiği kadar gezmeye çalıştım. İstanbul, İzmir, defalarca Ankara, Zonguldak, Gaziantep’e gittim. Birde Adana planımız vardı ama bir şekilde yattı o iş malesef. Bu şehirlerde hep sevdiğim insanların yanına gittiğim için oldukça güzel, eğlenceli vakitler geçirdim ve hepsine değdi diyebilirim. Yine olsa yine giderim 😉

Ben lise boyunca çok güzel, sağlam, adam gibi arkadaşlıklar elde etmiştim ve hiçbiriyle de hiçbir şekilde kopacağımızı sanmıyorum. Hazırlığın da lise gibi olduğunu söylemiştim zaten. Burada da oldukça güzel, sağlam arkadaşlıklar kurdum ve 1 yılımı onlarla birlikte çok güzel bir şekilde tamamladım. Kendileri kopmak isterse bilemem ama ben onlarla irtibatımı kesmeyi düşünmüyorum.

Bir de kız arkadaş konusu var. O konu malesef yine karavana, yine hüsran 🙂

Sanırım bu kadardı yıl, aklıma gelmeyen, unuttuğum bir şey varsa daha sonradan eklerim. Eskişehir hakkında özellikle bir şey yazmadım çünkü yazarak anlatamayacağım bir şehir. Bence, insanın yaşaması gereken ilk şehir İzmir, ikinci şehir Eskişehir, artık siz anlayın gerisini.

Gelecek yıl için de yaz boyunca çalışmalarım sürecek. Daha eve geçmeden kendime bir Arduino seti sipariş ettim ve şuan evde beni bekliyor. Tüm ramazan ayı boyunca boş boş yatmaktansa oturur kendimi geliştirmeye bakarım ve seneye sağlam bir başlangıç yaparım diye düşünüyorum.