2020 sen nasıl başladın?

Çok uzun zamandır bloguma ne kişisel ne de uğraştığım şeylerle ilgili içerik girmiyordum. Ancak artık bloguma biraz daha önem verip içerikler oluşturmaya karar verdim. Yeni içerikler için de başlangıç olarak hepimizin muzdarip olduğu konuyu kendi özelimde ele almak istedim.

2020 hepimiz için ‘mutluluk’ getirecek bir sene olarak başlamış gibi görünüyordu ama çok geçmeden foyası ortaya çıktı. Depremler, savaşlar, salgın hastalıklar derken herkes için hayat farklı bir hal almaya başladı. Bunun sosyolojik ve ekonomik etkileri içinde bulunduğumuz virüs salgınından kurtulduktan sonra hızlı bir şekilde ortaya çıkacaktır. Sosyologlar konu üzerine onlarca tez yazacaklardır, sosyal medya ekonomistleri ise kimsenin ciddiye alıp dinlemeyeceği yüzlerce methiyeler düzeceklerdir – millet haksız da sayılmaz bu dinlememe konusunda.

Ben geçtiğimiz sene Haziran ayında mezun olduktan sonra Eskişehir’de bir yazılım şirketinde Gömülü Yazılım Mühendisi olarak işe başlamıştım. Ancak bu süreçte başvurusu devam eden de bir TÜBİTAK projemiz vardı, 1512 kapsamında bir girişimcilik programına başvurmuştuk. Aradan geçen birkaç ay içerisinde çalıştığım yerdeki işleri toparlamaya başlamıştık ve TÜBİTAK’a yaptığımız sunumdan da güzel dersler çıkartarak geri döndük. Onaylanması halinde 1 Şubat 2020’de başlayacak 200.000 TL’lik bir destek verilmiş olacaktı. Şimdi düşünüyorum da eğer onaylansaydı ve biz bir yola girdikten sonra böyle bir salgın olayı sebebiyle karantinaya girseydik acaba nasıl bir çıkış yolu arıyor olurduk? İlk defa tecrübe edeceğiniz bir işe atılıyorsunuz – bir şirket yönetiminden bahsediyorum – ve daha ilk ayınızda, belki henüz destek paraları bile yatmamışken karantinaya çekilip evden çalışmaya devam ediyorsunuz. Oldukça didaktik bir durum olabilirdi belki.

Aylar içerisinde artık çalıştığım yerdeki işimden zevk almadığımı fark ettim. Bazıları diyebilir ki “Yeni mezun adamsın, ne zevkinden bahsediyorsun, kazandığın tecrübeye bak sen.” (ki böyle diyen çok adamla karşılaştım) Ama işler bazen o şekilde yürümüyor. Kendime hiçbir şey katamadığım bir ortamda daha fazla kalmak istemedim ve 2020 Şubat ayı başında işimden ayrılarak Eskişehir’deki evimi kapattım. Henüz bir iş bulmadan ayrılmam belki çok doğru değildi ancak ayrılmaya karar verdikten sonraki süreçte hem çalışıp hem de iş aramanın etik olmayacağını düşündüm ve aynı zamanda iş arama esnasında şirkete olan katkımın da düşeceğine emindim ve o yüzden karşı tarafı da mağdur etmemek adına ayrıldım.

Tabii evdeki hesabın çarşıya pek uyduğu söylenemez. Şirketlerle görüşmelerimi yaptım, haber bekleme durumuna geçtim ancak 1 aydır neredeyse hepsi ya uzaktan çalışıyor ya da ücretsiz izindeler. Bu yüzden bu süreçte nasıl geri dönüşler gerçekleşir emin değilim. Karantinadan sonra da ekonomik sebepler baş gösterecektir, bu durumda da çalışan ihtiyacı duyulur mu bilmiyorum.

Ben de ‘işsiz’ hayatımda yaklaşık iki yıldır freelance olarak çalıştığım ajansla birlikte daha fazla iş yapmaya başladım. Özellikle herkesin eve kapandığı bu dönemde firmalar internet sitelerine ve online alışverişe çok önem verir hale geldiler, bu yüzden o tarafta çok büyük bir iş yükü var. Ideasoft altyapısı ile çalışan e-ticaret siteleri için tema geliştirmeye başladık, bu benim yeni tecrübe ettiğim bir olgu oluyor burada.

Aynı zamanda da kendi alanımla ilgili kendimi geliştirmeye de devam ediyorum. Aldığım öneriler neticesinde okuduğum kitaplar ufkumu açtı ve olaylara – mesleki olaylara – farklı bir bakış açısıyla baktığımı hisseder hale geldim. Öğrendiğim yeni şeyleri de öğrendikçe, öğrendiğim kadarıyla YouTube üzerinden anlatmak istedim. Bunun için varolan YouTube kanalımda yeni içerikler üretmeye başladım. Bunlardan ilki yazılımda test tekniklerini öğrendiğim bir içerik serisi haline geldi. C ve C++ uygulamalarımızı test etmek için geliştirilmiş olan GoogleTest framework’unu en basit haliyle anlatmaya çalışıyorum. Hazırda birkaç videom daha var ancak periyodik olarak ekliyorum hepsini. (YouTube’un periyodik video ekleyen kanalları sevdiğini okumuştum bir yerde :)) Zamanla bu seri içerisinde veri yapıları tanımlayıp test etme işlemlerini yapacağınız ve ardından da gömülü sistemlerde nasıl bu tekniği kullanabiliriz onu anlatmaya çalışacağım.

Karantina içerisinde “Hızlı Okuma” tekniklerini öğrenmeye karar verdik. Bunun için Gülseren Şenyüzü – Anlayarak Hızlı Okuma kitabını okuyarak, içerisinde anlatmış olduğu teknikleri her gün pratik yaparak çalışmalara başlamıştım. Yaptığım araştırmalar sonucunda bilgisayar üzerinde göz antrenmanlarını yapabileceğimiz 1-2 programa denk geldim ve onları da kullanmaya başladım. Bugün sanırım 7-8. gün, henüz net bir sonuç elde edemeyeceğimin farkındayım ve bu zinciri kırmadan devam etmeye çalışıyorum.

Aynı zamanda geçtiğimiz 15-16 günlük süreçte

  • Kozmos – Carl Sagan
  • Sherlock Türkiye’de
  • Bir Bilim Adamının Romanı – Oğuz Atay (Mustafa İnan hakkında)

kitaplarını okudum. Özellikle Mustafa İnan’ın hayatı hakkında bilgi edinmek çok güzel oldu. Eski dönem bilim insanlarının hayatını okudukça, 1940-1950 yıllarından böyle kaliteli insanlarımız varken şu an hala bazı şeyleri neden aşamadığımızı düşünüyorum.

Görsel Kaynağı: https://d.neoldu.com/news/71603.jpg

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.