Birbirini hiç yalnız bırakmaması gereken iki kavram üzerine biraz konuşmak istiyorum. Öncelikle günümüzde bazı kelimelerin her yerde kullanılarak içinin boşaltılmış olmasından oldukça rahatsızım. Bunun siyasal, politik boyutundan bahsetmiyorum, en basitinden karşıdakine edilen hitap kelimeleri bile anlamsız hale gelmeye başladı.

Ben bir insana, içimde beslemediğim bir duyguyu belli edecek kelimeler kullanmaktan oldukça kaçınan birisiyim. Yolda gördüğüm bir insana “Kardeşim bir bakar mısın?” gibi bir cümleyi çok dalgın bir anıma gelmemişse, kurmam. Çünkü orada yatan kardeş kelimesinin bambaşka bir anlamı vardır bende. Bir insana kolayca edilen “canım, aşkım, hayatım” kelimeleri bunların altını boşaltmaktan başka bir şey ifade etmemekte benim için. Kimisi için basit görünen bu duygu içeren kelimelere çok mu edebi yaklaşıyorum bilmiyorum ama böyle hitap edilmemesi gerektiğini düşünmekteyim. Özellikle kız arkadaşların her fırsatta birbirlerine “aşkım” demelerine irrite olmuyorum desem yalan olur. Bu hem senin için hem de karşı taraf için kelimeyi değersiz hale getiriyor ve gerçekten o duyguyu yaşamayı uzaklaştırıyor diye düşünüyorum.

Benim hayatıma baktığınız zaman, kelimenin anlamını tam olarak karşılayan 1 tane kız kardeşim var. Ama sözlük anlamı dışında baktığımızda kendime kardeş kadar yakın hissettiğim yaklaşık 10 kişiyi bir çırpıda sayabiliyorum. Aslında burada sayabildiğim kişilerin tam sözlük anlamı “dost” kelimesine denk geliyor, ben ise o kullanımı tercih etmek yerine “kardeş” kelimesinin getirdiği ağırlığı onlara daha çok yakıştırıyorum.

Aynı şekilde diğer hitap şekilleri için de geçerli. Aşk kavramının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Birisine karşı beslediğin her duygunun karşılığı olduğu gibi aşk duygusunun da getirdiği bir ağırlık elbette ki olmalıdır. Kişisel görüş olarak her hoşlandığın insanın senin aşkın olamayacağını düşünüyorum. Özellikle ilk görüşte aşk tabiri biraz hava-civa bir mesele gibi geliyor bana. Tabii ki böyle düşünmemde eski kız arkadaşımı o dönem onu çok sevdiğimi düşünmeme rağmen ilk bir senenin sonuna kadar “aşkım” diyecek cesareti kendimde bulamam da etkili olmuş olabilir. Bu kavramlar bana adeta birer mevki gibi geliyor. Yani bugün tanıştığın bir insana “kardeşim, aşkım” demek onu kendi içsel dünyanda çok yüksek bir yere koymak olarak görüyorum.

Benim bahsettiğim arkadaşlık ilişkilerinin dün tanıştığınız insanla alakalı olmadığını anlamışsınızdır zaten. İnsanın iyi arkadaşlara sahip olabilmesi için aralarında bir güven köprüsünün kurulması gerekiyor. O güven köprüsü de öyle iki hoş sohbetle kurulmuyor. Çünkü kurulduğu zaman araya giren mesafeler, uzun zaman görüşememe problemleri, araya giren başka “yeni” arkadaşlar bunu hiçbir şekilde etkileyemiyor. Sen başına bir şey geldiği zaman, bir olay yaşadığın zaman eline telefonu alıp attığın bir mesaja, bir çağrıya araya yıllar, yollar girmesine rağmen aynı sıcaklıkla dönüyorsa, seninle aynı ilgi ile sohbete devam ediyorsa işte o dostluk her ne olursa olsun bozulmuyor. Bir Facebook gönderisi sözü gibi olacak ama “Biri olmalı, varlığını daima bildiğin, kendini güvende hissettiğin. Biri olmalı, “üzülme, üzülürüm” diyen biri olmalı hayatınızda.” Bu cümle iyi bir arkadaşlığın temeli olmalı bence.

https://tr.pinterest.com/pin/736408976546750749/

Kendi yaşantım ve çevreme yaptığım gözlemlerde gördüğüm bir nokta aslında bu. Benim yukarıda bahsettiğim 10 arkadaşımın birçoğu üniversite öncesi dönemimden geliyor. Okuyunca siz de – evet ben de bunu yaşamıştım – diyeceksiniz belki. Üniversiteye ilk geldiğimiz dönemde evden ayrılmış olmanın verdiği değişik duygu durumu, yeni bir ortama girmiş olmanın vermiş olduğu heyecan, yeni arkadaş toplulukları derken ben de bir dönem diğer arkadaşlarımdan koptum. Çok uzun bir süre hiç görüşmedik diyebilirim, gözden ırak olan gönülden de ırak olur mevzusu işte. Hatta bir arkadaşım bu durum için bana küstü ve barışmak için çok çaba sarfettim – tabii bu küslük de öyle hayatından çıkartmalı bir küslük olarak algılanmasın, arkadaş nazı diyelim 🙂 Ama şimdi dönüp arkama baktığım zaman üniversite hayatımın bana vermiş olduğu birkaç arkadaşım dışında hala diğer arkadaşlarım yanımda. En ufak bir mutluluğumu, üzüntümü yine onlarla paylaşıyorum, yine onlarla gezmekten tozmaktan zevk alıyorum. Belki bu her an, her saniye veya her istediğimizde olamıyor ama yine de bir telefon kadar yakınımda, hayatında olup bitenleri merak ettiğim, benim yaşadıklarımı merak eden insanların olması çok güzel bir duygu. Yepyeni bir şehire taşındım ve yeni bir işe girdim, burada da yeni arkadaşlarım var, hepsi de çok iyiler ama ben bu durumu 6 sene önce yaşadığım için hayatıma yeni girecek insanları da özenle seçmeye çalışıyorum. Hiçbiri diğer arkadaşlarımın yerini tutamayacaklar çünkü. Başlıkta bahsettiğim vefa tam olarak burada devreye giriyor. İnsanlar arası olan sevgide bağlılık demektir vefa. Elbette yeni edindiğiniz arkadaşlarınız arasında vefa olmayacak demiyorum ama yarın tökezlediğiniz zaman veya onların da hayatına yeni insanlar girdiğinde sizi ikinci plana attıkları zaman eskinin özlemiyle geri dönüp bakmamanız için birbirinize vefa ile bağlı arkadaşlıklar edinmenizi öneriririm. İnternette Necip Fazıl Kısakürek’in söylediği söylenen bir sözle yazımı sonlandırmak istiyorum. Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu.

Allah inşallah herkese, her konuda, yapamayacağını düşündüğü şeyler hakkında bile destek olan, siz sendelediğiniz zaman sizi tutan, birlikte gülüp birlikte ağlayabileceğiniz arkadaşlar nasip eder.

Kapak Görseli: https://www.fikriyat.com/kultur-sanat/2018/01/07/sevgide-baglilik-vefa

Author

Genel dünya problemleri ile çok ilgili olmasa da teknolojik gelişmeleri yakından takip eden, sistemleri geliştirmek için çalışmalar yapan, bolca kod yazmaya çalışan ve öğrendiklerini paylaşmaya çalışan birisi.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.