Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Biraz daha uzun bir isim koysalarmış bizim writing sınavlarında paragraf niyetine yazabilirdim ben bunu. Neyse, sırf Erdal Beşikçioğlu oynuyor diye katlandığım bir filmdi. Nereden ne çıkacak, nasıl bitecek, bir patlama noktası, güzel – duygusal yeri falan var mı acaba diye sadece merakımdan bitirdiğim bir filmdi ama ne yazık ki bu beklediğim şeylerin hiçbiri yoktu.

Ben anlamıyorum bu tarz filmlerden ya. Sanat filmi mi oluyor şimdi bu? Ödül alan filmler hep bu tarz mı? Yoksa izlenecek bir yanı yok yani. Duygusal desen en ufak bi duygusallık yok, komedi değil, eğlenceli değil, hüzünlü değil, aksiyon değil ne bu peki?

Erdal Beşikçioğlu‘nun ve diğer başrolün oyunculuklarına diyecek tek kelime yok, mükemmellerdi. Yazdım ya zaten onlar olmasa izlemezdim bile yani.

Film sinemadayken gitmeye çok niyetlenmiştim ama çok ters bir zamanda çıkmıştı. Aynı anda vizyonda 3-4 film birden vardı ve gidememiştim ama şuan pişman mısın deseniz, değilim. Hatta boşa para vermediğime bile seviniyorum diyebilirim. Türk filmiyle vakit geçsin diyorsanız izleyin ama bi duygusallık falan beklemeyin yani. Düz bir film olarak düşünüp de izleyin.

I Origins

Hani arada sırada tüm film saçmaydı ama sonu güzel bağlandı yazıyorum ya, tam olarak öyle bir film işte. Allahsız bir doktor var, inancı yok adamın ve bu doktor göz üzerine bir çalışma gerçekleştiriyor. Çalışma esnasında elinde sadece göz fotoğrafı olmasına rağmen gidip kızın birini buluyor ve tam evlenecekken kız ölüyor. Ondan sonra başlıyor olaylar.

1 saat 47 dakikalık bir filmdi. İlk 90 dakikada oldukça sıkıldım diyebilirim. Zaten film boyunca bir aksiyon yok, bir hareketlilik yok. Son 15 dakika gerçekten çok güzel filmmiş dedirtti bana. Olaylar öyle gerçekleşti ki adamın en sonunda imana geldiğini hissettim.

Filmde ölen kıza ayrıca deyinmek istiyorum. Bence kız çok güzeldi, filmin konusu da gözler olduğu için özellikle gözleri çok güzeldi. Bunu yazmasam olmazdı. Film izleme sebebiniz olmasın ama bu kız ortasında ölüyor.

Genel olarak alışılmışın çok dışında bir yapıydı ama sonunu izledikten sonra nedense sevdim ben bu “I Origins“i, izleyin yani.

Woman Techmakers Eskişehir

Artık iyice üniversite öğrencisi olmaya başladığımıza göre etkinlikten etkinliğe koşmaya başlama zamanızda geldi demektir. İlk katıldığım teknoloji etkiliği Woman Techmakers oldu. Geçen hafta Log.com.tr üzerinden etkinlikten haberim oldu ve hemen kayıt oldum.

Haftasonu uykumdan fedakarlık ederek sabah 8’de kalktım ve etkinliğe gittim, önce kahvaltı yapıldı ve açılan stantlardaki ürünleri görmemiz için konuşmalar öncesi küçük bir zaman verildi. Stantlarda yer alan tüm ürünleri inceleme fırsatım oldu ve hepsi birbirinden güzeldi.

İlk olarak NoPact tarafından sergilenen Oculus Rift‘i denedim ve Old Trafford stadına gittim, orada küçük bir kafa vuruşu oyunu oynadım. Kafanızı çevirdikçe tüm stadı olduğunuz yerden görebiliyorsunuz, ayrıca kafa vuruşu yaparken de vurduğunuz açı ve hız çok önemli.

İkinci ürün ise Google Developer Group (GDG) temsilcisinin gözünde gördüğüm Google Glass oldu. Çok fazla bir süre kullanamadım, resim çekme ve video kaydetme işlemi yapabildim sadece. Çektiğim resimler henüz elime ulaşmadı, ulaştığı zaman onları da ekleyeceğim buraya.

Daha sonra 3Durak tarafından hazırlanan 3D Printer – Yazıcı ürünlerini inceledim ve ben inceleme yaparken 3D Yazıcı hala çalışmaya devam ederek ürünler üretiyordu. En ilgimi çeken de bu oldu açıkcası. Bir ürünün bilgisayarda tasarlanıp gerçek hayata bir yazıcı tarafından dönüştürlmesi çok ilginç bir durum değil mi?

İsmini şuan hatırlamadığım bir makine vardı ve Pancake yapılıyordu. Onunla çok daha güzel pastalar, börekler yapılacağını düşünüyorum. Yapar yapar yeriz ne güzel 🙂

Sanal Gerçeklik Gözlüğü vardı ve en beğendiklerimden birisi oydu. Uzayda sizi bir boşluğa götürüyordu ve ona da hazırlanmış olan küçük bir oyunu oynamanızı sağlıyordu.

Ürünleri bu kadar konuştuktan sonra konuşmalar hakkında da biraz konuşmak istiyorum. Öncelikle 2 Google çalışanının yaptığı konuşmaları çok dikkatle dinledim, onların bize tavsiye ettiklerini dikkate alacağım. Kadın olarak çalışmanın zorluklarını dinledik ve onlara hak vermemek elde değildi çünkü bizim ülkemizdeki kadına bakış açısı çok çok farklı. İlk önyargı, kadından mühendis olmaz yargısı. Aksine öyle de bir oluyormuş ki. Bugün WTM‘de bunu öğrendim. iOS geliştiricisinden, Linux geliştiricisine, Android’den CSS’e her biriyle ilgili kadın konuşmacılar-geliştiriciler tarafından sunumlar yapıldı, atölye eğitimleri verildi. Ayrıca ilk yazmaya başladığı günden beri takip ettiğim Nurçin Özer ile de tanışma fırsatı buldum. Onun gibi girişimçi ruhlar kişiler yetiştirmemiz gerek. Ertekin Erdin ile ortak olarak oluşturdukları Minnnimal.com hakkında bir sunum gerçekleştirdi.

Yazımı son bir söz ile bitirmek istiyorum.

Önümüzdeki yıllarda bu tarz etkinliklerde hem çalışmalarımı sergilemek hem de konuşmalar yaparak katılımcıları bilgilendirmek için elimden geleni yapacağım.

Hadi İnşallah

Yine bir alt düzey Türk Filmi.. Oyuncular gene güzel, konunun başlangıcı güzel ama gene klasik sonla biten bir film. Biz neden tam olarak yapamıyoruz bu işi anlamıyorum.

Filme sinemadan gidenleri çoğu bence Murat Boz‘u merak edip gitmiştir ki genelide kızdır bence. Oyunculuğunu ben de merak ediyordum açıkcası. Zaten son derece sempatik bir insan ve tüm sempatikliğini filme yansıtmış ama kurtaramamış. Ben Büşra Pekin‘in oyunculuğunu seven ama yaptığı laubali, saçma sapan hareketleri, bağırmaları falan sevmeyen biriyim ve ne kadar sevmediğim şey varsa yapıyor filmde.

Ama filmde yer alan espiriler güzel, haklarını yememek lazım. İzlerken hep bir tebessüm vardı suratımda. Şinasi Yurtsever‘e verilen replikler güzel bir tat katmış. Ayrıca Nil Karaibrahimgil‘in şarkıları filmde ayrı bir güzellik oluşturmuş.

Filmi izlemek isteyeniniz varsa izlesin, konu olarak demode olmuş bir konu ama espiriler olarak tat olarak güzel bir film. İzlenilir yani.

American Sniper – Keskin Sniper

Bu filmde de hayatımda bir ilki yaşattı bana. İnternetten indirip izlemiştim, yazısını yazdım, paylaşmak için zamanlamıştım hatta. Arkadaşlarımla sinemaya gittik, bu filme girmek istediler ve ilk defa önce bilgisayarda izlediğim bir filmi sinemada tekrar izledim. İlginç bir tecrübeydi, deneyin bence.

Filme gelecek olursak, film güzel arkadaşlar. Herkese hitap etmez belki, sonuçta oscara aday oldu. Oscarlık filmlerin hepsini herkes sevmez. Bkz: Birdman. Konusu ise gerçek bir hikayeden alıntı yaparak hazırlanmış. Bir – kendine böyle diyor – kovboyun hayatını anlatıyor ama bu kovboy ani bir kararla Amerika’nın en iyi keskin nişancısı oluyor. Adından “Efsane!!” diye söz ettiriyor. Karısıyla olan ilişkisi, hayatına nasıl devam ettiğini falan anlatan – daha fazla ayrıntı vermeyeyim ki izleyin de görün olacakları – bir film.

Senin gözünde Oscar alır mıydı diye soracak olursanız, alamazdı açıkcası. Önünde yer alan The Imitation Game ve Whiplash arasında kararsız kalırdım ben yani o yüzden alamazdı.

Aksiyon sahneleri olarak da “idare eder”in 1-2 tık üstü diyebilirim. Genel olarak savaş ortamını anlattığı için mecburi bir aksiyon oluyor.

Dedim ya herkese hitap etmez diye, izlenilesi bir film ama izlerken biraz sıkılanlar olabilir. Filme kendinizi kaptırırsanız akıp gidiyor ama rahatlıkla izlersiniz o zaman.

John Wick

Hala izlemediniz mi? Ben niye anlatıyorum ki o zaman. Çok güzel film arkadaşlar, ben özellikle konusunu çok beğendim. Ayrıca kurgulanışın tadı ayrı bir güzeldi. Olaylar o kadar net gerçekleşti ki hiç kesinti olmadı filmde.

Başında biraz sıkılabilirsiniz, ilk 15-20 dakika da pek aksiyon yok ama sonra bi başlıyor bitirebilene aşk olsun. Sahneler çok güzel yapılmış.

Oscar‘ı veriyorsanız böyle filmlere verin kardeşim, neydi o Birdman.. Bak gene yazarken aklıma geldi.. Oscar moscar yalan hep onlar valla.

John Wick‘i izleyin arkadaşlar çok güzel film.

Yapışık Kardeşler

Bir rezalet de bu film. Türk yapımı diye övülecek bir film değil, aynı şekilde Türk filmi diye de kötüleme yapmayacağım.

Konu olarak, kurgu olarak, komedi olarak tamamen rezalet bir film olmuş. Şimdi izleyen başka arkadaşlar belki daha olumlu yorum yapmışlardır ama emin olun gülünecek en fazla bir kaç sahnesi var onun dışında tebessüm bile etmedim o derece. Film kadrosu gerçekten çok iyi bir kadroydu ama o konu ve senaryoyla resmen harcanmış. İlker Ayrık, İvana Sert, Suzan Kardeş, Erdal Tosun, Halil Sezai, Fırat Tanış

Film boyunca Ivana Sert‘in klasik sözü ‘Bizımla Deyılsın‘ dışında neredeyse kaydadeğer repliği yok ama tüm film onun üzerinden dönüyor. İlker Ayrık, oyunculuk olarak iyi oynuyor, yanındaki salak rolündeki karakter de iyi ancak ikisi birleşinde saçmalık çıkmış ortaya. Hem de öylece birleşmişler ki yapışıklar yani.

Genel olarak kanım, hiç güzel bir film değil. Tavsiye etmiyorum, sinemaya gidipte ‘Türk filmi para kazansın’ demedikçe gidilecek bir film olmamış kısacası.

Birdman

Azcık film zevkime, yorumlarıma güveniyorsanız kesinlikle izlemeyin. Az önce gördüm Oscar‘a adaymış bu film. Amman ha Oscar falan alır da “Ben oscar almış film izleyeyim bugün” diyipte izlemeye falan kalkmayın. Zaman kaybından başka bir şey değil.

Film öyle bir başladı ki, ben bu filmi kesin izlemeliyim, dedim. Ama film bi bitti hayatımdan iki saat çalınmış oldu.

Başrol karakteri filmin başında özel gücü varmış gibi havada meditasyon yapıyor, eliyle dokunmadan nesneleri fırlatıyor falan, bunu görünce insanın izleyesi geliyor. Ama film öyle bir ilerliyor ki filmi bitirme sebebim tamamen patlama noktası görüp şaşırmaktı. Sonlara doğru bu adam özel gücünü kullanır bir şey yapar falan dedim ama öyle olmuyor. Adam bir şizofreni oynuyormuş ana mantık bu ama tek bir zerre zevk almadım filmden.

Daha önce çok daha uzun ve sıkıcı filmler izlemiştim ama hepsinde en az 1 tane aşırı iyi patlama yerleri vardı ve kesinlikle pişman olmamıştım ama Birdman gerçekten hiç güzel bir film değil.

Whiplash

Bu filmin benim için yeri çok ayrı. Tamamını ingilizce alt yazılı izlediğim ilk film kendileri. Çok güzel bir dil kullanılıyor, orta düzey ingilizcesi olanların hiç sorun yaşamadan izleyebileceği bir film. Neyse benim için önemini geçelim.

Filmdeki konunun akışına göre 3 veya 4 yerde “Tamam burda bitecek artık” dedim ama birden bir şeyler oldu ve film devam etti. Sürükledi götürdü sonuna kadar. Önyargı olarak görülmesin ama böyle müzikal tarzı filmleri pek sevmem normalde ama Whiplash bir başkaydı. İzleyecek olanlara söylüyorum, filmde ne aksiyon var, ne komedi var ne polisiye durum falan var. Bir çocuğun bateride ustalaşmasını konu alıyor. Filmin süresi tam olmuş, biraz daha uzun olsa sıkardı ve izlenmez bir hal alırdı.

Tek bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Filmde çocukla kız isimlerini öğrenmeden çıkmaya başlıyorlar. Bizde bu durumlar böyle olmadığı için inceden bi üzülmedim değil. Ayrıca o tipsiz çocuk, güzelim kızı buluyor ve daha sonra bateri çalma uğruna kızı terkediyor. Geçeceksin o ayakları, yok öyle bir dünya. Kızın sonda oğlanı red edişinden sonraki çocuğun 10 saniyelik tipi için bile izleyebilirsiniz filmi.

Velhasıl, güzel film arkadaşlar, izleyin. Ama dediğim gibi herhangi bir atraksiyon aramayın, dümdüz bir film ama güzel.

İlk üniversite tatilim nasıldı?

Evet, ilk üniversite tatilim bugün itibari ile bitti ve okul başladı. Hangi tatil kötüdür ki benimki kötü geçsin, adı üstünde TATİL bu güzel geçecek tabi. Ama bu tatilin benim için farklı bir önemi vardı. İlk defa ailemden bu kadar uzun süre ayrı kalmıştım ve tam 4 ay sonra onları görebilecektim.

Tatil başlangıcımda direk Dörtyol‘a değil de 1 günlük bir ekstra tatil için Gaziantep‘e geçtim ve yedim, içtim, gezdim ve eve döndüm. Özlem sıralamam ailem, arkadaşlarım, deniz ve döner’di. Ama otogarda Görkem, Tayyib ve ben eve gitmeden denize gittik, deniz kokusunu aldıktan sonra eve geldim. Evdekilerin o gün geleceğimden haberleri yoktu, süpriz oldu onlara. Annem beni görünce ağladı, bağırdı, yüzünü falan kapattı bir şeyler yaptı kendi kendine sonra gelip sarıldı bana.

Ne yalan söyleyeyim ben bu kadar özleyeceğimi düşünmüyordum ama gerçekten çok çok özlemişim onları.

Eskişehir‘de 4 kilo vermiştim ama evde günde 5 öğün yiyerek 6 kilo aldım ve geri döndüm – hemen spor salonu araştırmaya başlıyorum – . Ama nasıl almayayım? Tek başına dönerle bile kilo alıyorsunuz ve ben tüm yemeklerden fazla fazla, tüm tatlılardan 3-4 tabak yiyordum, gene az kilo almışım 🙂

Arkadaşlarımı da ayrı özlemişim. Hemen akşamları denize gitmeler, künefe yemeler, halısaha maçları başladı. Onlarla da olabildiğince fazla vakit geçirdim.

Çok önemli bir karar vererek bundan sonra Hatay içi ulaşıma para harcamayacağım. Otostop candır. Evin altındaki yola trafik lambası koymuşlar, duran arabalara otostop çekerek ulaşımımı sağlayacağım bundan sonra.

Ve Eskişehir‘e geri döndüm. Burayı özledin mi diye sorarsanız, çok da fazla özledim diyemem açıkcası. Henüz daha oturmuş, sağlam bir ortamım yok ve özlemek için fazla bir sebebim de yok, o yüzden gelmesem de olurdu. Bir de sabahın 9’un da kim derse gidecek ya azcık insaf…