2016 Yılı Benim İçin Nasıl Geçti?

Normalde bu yazıyı 2016‘ın son günlerinde yazmam gerekiyordu ama bazı aksaklıklardan dolayı bugüne kısmet oldu. Geçtiğimiz sene ülkemiz için pek iç açıcı gelmese de benim için güzel geçtiğine inanıyorum. Her sene kendimi daha çok geliştirdiğim konular oluyor, bu sene içinde yaptıklarımı da şöyle bir toparlamak istedim. Geçen sene yazdığım 2016 Yılı Hedeflerim yazımda yazdıklarımı ve sonuçlarını da burada listelemek istiyorum.

  • 85 kilonun üzerine çıkmamak (Çıkıp iniyorum ama şu aralar 87 falanım)
  • Not ortalamam minimum 2.9 olacak (Olmadı, 2.5 şu an)
  • Yaptığımız araba ile sene sonu sergisine katılmak (Arabayı tamamladık ama sergiye yazıcı ile katıldık)
  • Ehliyet Almak (Yıllardır olmuyor, bu sene de olmaz gibi :))
  • 3D Printer’ı tamamlamak (İşte bu bitti)
  • Yeterli maddi desteği bulursam kendi 3D Printer’ımı yapmak (Maddi desteği bulamadım)
  • Güzel bir 2 Günde Şirket-i Alem etkinliği çıkartmak (Çok çok iyi bir Şirket-i Alem çıkarttık)

2016, eğitim hayatım için güzel geçti. 1. sınıf bitti ve artık mesleğin temellerini öğrenmeye başladığımız 2. sınıfa geçtim, şu sıralar finallere hazırlanmakla meşgulüm zaten. 1. sınıf da tam olarak beklediğim ortalama ile bitti zaten. Bir işin bana faydası olacak kısımlarını öğrenip, kalan kısmı hakkında da aradığım şeyi nerde bulacağımı bilecek kadar bilmenin yeterli olduğunu düşündüğüm için öyle aman aman bir nota sahip değilim. Ama 2. sınıfın çok zorlu başladığını söyleyebilirim. Çok ağır bir tempoda ilerliyoruz, sürekli bir sınav var, boş geçen haftamız yok, o yüzden vakit ayıramadığım bazı şeyler oluyor.

Geçtiğimiz sene bana – teknik anlamda – oldukça fazla şey kattı. Bu bilgi, birikim ile çeşitli yarışmalara gittim ve kendimi daha fazla geliştirecek kişilerle buluşmaya, çeşitli etkinliklere katılmaya gayret ettim. Katıldığım bazı etkinlikler ile ilgili yazdığım yazıları aşağıdan okuyabilirsiniz:

2016’da sanırım en çok para ayırdığım alan elektronik eşyalardır. Şimdi aklınıza bilgisayarlar, telefonlar, akıllı saatler falan gelmesin, bunların hiçbiri değil. Daha çok geliştirme kartları, onlar için gerekli modüller, çeşitli ölçüm cihazları gibi eşyalardan bahsediyorum. Ortaya basit de olsa projeler çıkartarak her biri için kendime bir şeyler katmaya çalıştım.

Ayrıca, bir çok yazımda bahsettiğim 3 boyutlu yazıcı maceramız oldu. Çok güzel başladı, gayet güzel ilerledi ama bazı sebeplerden dolayı olmadı veya çabuk pes ettik. Ama bu maceranın bana kattığı o kadar fazla şey oldu ki buraya tek tek yazamıyorum. Bir girişimi kurmanın zorluğunu adım adım yaşadık ve kapitalist düzen bizi alt etti 🙂 Bu bilgilerin üzerine daha fazla şey katarak, ilerde çok daha sağlam adımlarla ilerleyip ortaya bir şeyler çıkartacağımı da buradan belirtmek istiyorum. Proje askıya alındı ama tasarımı ve yapıyı incelemek için 13boyut.com‘u ziyaret edebilirsiniz ve bu macera ile ilgili yazımı okuyabilirsiniz.

Blogum açıldığından beri kullandığım Independent Publisher temasını değiştirerek kendi yazdığım bir temayla yoluma devam etme kararı aldım. Bu temayı yaparken de çok fazla yeni bilgi ve işimi kolaylaştıracak yenilik öğrendim. Her fırsatta bu temayı paylaşacağım diyorum ama bir türlü düzenlemeleri yapıp paylaşmak nasip olmadı, ama en yakın zamanda paylaşacağım. Blog temasını değiştirdikten sonra Alexa sıramda bir artış olduğunu söylemek istiyorum ama 🙂

Son olarak kişisel yaşantımdan bahsetmek istiyorum. Ailemden uzakta olduğum için onları çok özlüyorum, ama ekmek kapısı işte, ne yaparsınız. Kübracığım ile de aramız – Allah bozmasın – çok iyi maaşallah. 1. senemizi doldurduk hatta şu sıralar 14. ayımızdayız. Allah daha uzun seneler nasip eder inşallah.

Yani anlayacağınız 2016 benim için oldukça verimli bir yıldı, darısı 2017‘nin başına.

2017’de yapmayı planladıklarım ile ilgili bir yazıyı da en kısa sürede yazıp paylaşacağım. 2016’ya bir fotoğraf bırak derseniz de sanırım bu olurdu ya.

3 Boyutlu Resim Eren Keskin
3 boyutlu baskı ile bastığım kendi resmim

TEDx ODTU Ankara Konferansı

TEDx, dünya çapında düzenlenmekte olan, konuşma konularına göre alanında iyi olan insanların konuşarak konuşmacıların hayatlarına dokunmaya çalıştıkları bir konferans. Geçtiğimiz pazar günü (25 Aralık 2016) ODTU‘de düzenlenen TEDx konferansına katılma şansını yakaladım.

Daha önce İzmir’e robot yarışmasına gittiğim arkadaşlarım ile birlikte yine otostop yollarına düşerek etkinliğe doğru yola koyulduk. Kısa bir yolculuk sonrası geceyi Ankara’da geçirdik ve sabah erkenden yola düştük. Konferansın heyecanından olsa gerek 1’de başlayacak konferans için saat 10’da salonun önündeydik. Biraz vakit geçirmek için ODTU içindeki kafelere gittik ve etkinliği bekledik.

Salona alımlar başladıktan sonra fuaye alanında birbiriden değerli insanlarla muhabbet etme şansı bulduk ve bunu iyice değerlendirmeye çalıştık. Sonra kapılar açıldı ve adeta şov başladı.

İçeride insanın ilk dikkatini çeken şeyin ses sistemi olduğunu söylemek istiyorum. Aşırı derece pürüzsüz ve yüksek kalitede bir ses vardı, bunu güzel bir çalma listesi ile süslediğiniz zaman tadından yenmeyecek bir hal almıştı. Ardından sahne göze çok güzel hitap ediyor ve “Burası TEDx Sahnesi, başka etkinliklere benzemez..” diyordu. Bu güne kadar bir çok etkinliğe gittim, hatta daha 1-2 ay önce yine aynı salonda, yine aynı ekibin organize ettiği Yeni Fikirler Yeni İşler etkinliğine gelmiştim ama bu sahne ve organizasyon kesinlikle en iyisiydi.

Sonra teker teker konuşmacılar çıkmaya başladı. Mehmet Auf‘un moderatorlüğünde ilerleyen etkinlikte birbirinden değerleri insanlar bizim için sahneye çıkıp, o meşhur TED’in kırmızı noktasında konuşmalarını yapmaya başladılar. Konferansın konusu “Gelgitlere Karşı“ydı. Çıkan konuşmacılar da hayatlarındaki gelgitleri, karşılaştıkları zorlukları ve bu zorlukları aşmak için neler yaptıklarını bize anlattılar. Hepsinin yaşantıları birbirinden farklı ama yine hepsinin tek bir ortak noktası vardı, hayatlarında ciddi gelgitler yaşamış olmaları, “Kırılma Noktam” diyebilecekleri noktayı geçerek o tecrübeyi yaşamış olmaları.

Hepsinin ortak özellikler vardı ama tabi bir de benim özellikle dikkatimi çeken, konuşmasının hiç bitmesini istemediklerim de oldu tabiki. Özellikle bir kaç konuşmacı o sahneden inmese de sabaha konuşsa dedim. Ama herbiri birbirinden güzel olan konuşmaları dinleyenler arasında olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Oturum aralarında da oyunları oynayarak, insanlarla sohbet ederek ve tabiki devamlı olarak bir şeyler yiyerek geçirdim. ODTU etkinliklerinin fuaye alanları beni benden alıyor resmen. Bu güzel konferansı bitirdikten sonra tekrar Eskişehir yoluna düştük.

Aramızda kalsın demişti ama ben yazıyı bitirmeden araya sıkıştırmak istiyorum. Levent Ülgen, gerçekten ODTU’de 4.00 ortalama yapmış. Ama genel ortalaması değil, 4. sınıf bitirme ortalamasıymış orası ayrı. Yalan haberlere inanmayın yani 🙂 Ayrıca Sayın Ozanser Uğurlu, sizden her etkinliğe bir tane lazım olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

TEDx’ler genelde İstanbul’da ve Ankara’da oluyor. Neden Eskişehir’de de olmasın diyerek yazıyı bitiyorum, okuduğunuz için teşekkür ederim.

İlk Girişimimiz 13boyut.com Neden Kapandı?

13boyut.com bu yazıyı yazdığım sıralarda kapalı olmasa da Şubat 2017 itibariyle kapanmış olacak. 3 boyutlu yazıcımızı yaptıktan sonra bir girişim içerisine girdik ve bir e-ticaret sitesi oluşturmaya karar verdik. Bizim yaptığımız sıralarda online olarak 3 boyutlu ürün satışı henüz çok çok kısıtlı olarak yapılan bir şeydi. Ama tam anlamıyla tökezledik ve açılmadan kepenk kapattık.

İlk önce girişimimizden bahsetmek istiyorum. 3 boyutlu yazıcılar son birkaç yıldır çok fazla ses getirir seviyeye geldi. Hem maliyet düşüklüğü hem de kullanım kolaylığı ile en kolay yoldan ürün üretmemize yardımcı olan 3 boyutlu yazıcılardan bir tane de biz yaptık. Do It Yourself (DIY), açık kaynaklı, Prusa i3 modeli yazıcı yaptık. Yazıcıyı yaparken oldukça fazla sorunla karşılaştık, yapımı bittikten sonra baskı kalitemizi artırmak için çok daha fazla zorlukla karşılaştık. Yapım aşaması sonrası sorunları listeyecek olursak;

  • Filament kalitesi
  • Baskı programı seçimi ve özellikleri
  • Yazıcının mekanik sorunları
  • Maddi sorunlar

Bu sorunlar hakkında tamamen farklı bir yazı hazırlayacağım.

Bu sorunların üstesinden yavaşça geldikten sonra piyasada eksikliğini gördüğümüz bir işe giriştik. Çevremize direk elden sattığımız 3 boyutlu baskı ürünlerimizi artık online platformda satmak istiyorduk. Bunun için – en büyük sorunumuz – online alışveriş konusunda çok fazla araştırma yapmadan hemen bir alan adı ve hosting alarak bir maceraya atıldık. 13boyut.com alan adının içerisine WordPress alt yapısını kullanan WooCommerce destekli bir tema kurarak o tema üzerine geliştirmeler yaptık. Son hali benim oldukça hoşuma giden bir tema elde ettik ve içeriklerimizi oluşturmaya başladık. O zamana kadar basmış olduğumuz ürünlerimizi ve yeni bastığımız ürünlerin fotoğrafları çekmek için fotoğrafçıları gezmeye başladık ama siz siz olun, çok büyük miktarda sermayeniz yoksa fotoğraflama işi için fotoğrafçılara gitmeyin. Bizden 30 parça ürünün stüdyo fotoğrafı için – düzenlemesi yapılmamış halde istedim – 1000 TL gibi faiş fiyatlar istediler ve biz de çözümü kendi evimizde masanın üzerinde fotoğraflamada bulduk.

Ürün fotoğraflarını, içerikleri, fiyatları girerek web sitemizin içerisini yavaş yavaş doldurduk, sıra geldi sosyal medya hesaplarına. İlk olarak, bizim açılış yaptığımız tarihlerde gerçekleşecek olan Avrupa Şampiyonası‘nı hedef aldık ve milli duygularımızı ön plana çıkaran bir ürünle sosyal medya maceramıza başladık. Şampiyona gereği, Paris’te bulunan Eiffel Kulesi ülkemizin renklerine bürünecekti. Biz kırmızı-beyaz renklerde bir Eiffel Kulesi basarak paylaştık. Oldukça ilgi gören bu paylaşımımızdan sonra ürünlerimizi belli bir sıra ve kategorileme yöntemiyle eklemeye karar verdik. Her gün, her dakika ürün paylaşmak yerine sıradan ürünlerimizi normal zamanlarda paylaşıp yaklaşmakta olan özel günler için ayırdığımız ürünleri zamanı gelince paylaşacaktık.

Ardından babalar günü ve Avrupa Şampiyonası sırasında yaptığımız diğer paylaşımlar da oldukça ilgi gördü. Sitemize beklediğimizin üzerinde ziyaretçi alıyorduk ve bu ziyaretçileri sitemizde tutma süremiz beklediğimizin oldukça yukarısındaydı. Ama atladığımız şeyler vardı. Birincisi, biz ödemeyi sadece havale yolu ile alabiliyorduk – ve bu kullanıcı tarafından istenmeyen bir şey- ikincisi de yasal olarak herhangi bir varlığımız yoktu.

Araştırmalara siteyi açtıktan sonra başladık. Karşılaştığımız sonuç bizim için hüsran oldu diyebilirim. Kredi kartı ile alışveriş yapılabilmesi için öncelikle bir vergiye tabi olmamız gerekiyormuş. Vergi verdiğimiz zaman sosyal güvencemizin yapılması gerekiyormuş. E biz zaten bu işe girerken sıfır sermaye ile girmiştik. 1 senelik planı ortaya koyduğumuzda bizim cebimizden yaklaşık 10 Bin TL para çıkıyor – maliyet hariç – ama aylık 1000 TL net gelir ettiğimizi düşünürsek sene sonunda cebimizde 12 Bin TL oluyor. 1 senelik gece gündüz emeğin sonunda 5 kişilik ekibin herbirinin cebine 1 aylık KYK kredisi kadar para kalıyor.

Bu iş böyle olmaz dedik ve yatırımcı arayışına girdik. Eskişehir sanayisinden yardım alabileceğimizi düşündük ama gittiğimiz 3 firma – konu ile alakalı firma – bize kapı kapattı. Okulumuzun teknoloji transfer ofisi ile iş birliği içinde çalışmalar yapmak istedik ama katıldığımız sergi, etkinlik ve yarışmalardan eli boş döndük. 2 ay daha ayakta kalmaya çalıştık ama baskı ürünlerimiz için gerekli maliyet artık yavaş yavaş belimizi bükmeye başladı. Ekip içerisinde kopmalar başladı. Eğer ekibimiz daha istekli ve daha girişime hevesli olsalardı eminim devam edecektik ama ekip içindeki kopukluktan sonra tekrar toparlanamadık ve girişimimizi tamamen askıya aldık. Artık satışlarımıza ilk başta olduğu gibi direkt olarak elden devam ediyoruz.

Bu girişimin bana öğrettiği şeyleri kendime ve size not olarak eklemek istiyorum.

Gelecek planı ve vizyonu oturtmadan bir işe girişme.

Önündeki 1 seneyi çıkartabileceğin bir sermayen olsun.

Araştırmadan ve analiz yapmadan bir işe kalkışma.

Ekibini çok güzel seç.

Tabi her şey bir yana neden başarılı olamadığımızın asıl nedenini paylaşmak istiyorum. Benim şu an bir girişim kuracak cesareti kendimde bulamamam. Kesinlikle tek nedeni buydu. Eğer ben kendime bir girişim kuracak kadar güvenip yola başlasaydım bu işin olacağına adım gibi emindim ama manevi sorunların yanında kendimde bu cesareti bulamayış sebebim maddi sorunlardı. Ben herhangi bir yerden bir geliri olan birisi değildim, bir borcun altına girersem aileme aşırı yük olurum korkusu yüzünden bu işi neredeyse başlamadan batırdım.

WordPress Javascript Dosyalarını Footer’a Taşıma

WordPress alt yapılı bir siteniz varsa geliştirirken takıldığınız noktalardan birisinin de <head> etiketleri arasında yer alan javascript dosyalarının otomatik olarak footer’a taşınmamasıdır. Malesef bunu elinizle yapmanız gerekiyor.

Bu noktada devreye WordPress tarafından geliştirilmiş ve çok güzel şekilde çalışan bir fonksiyon giriyor. wp_enqueue_scripts() fonksiyonu içerisine girdiğiniz dosyaları otomatik olarak footer’a taşıma işlemini yapıyor. Ben bunu kendi kullandığım yöntem ile anlatacağım. Öncelikle bir fonksiyon oluşturarak içerisine bazı veriler girmem gerekiyor. Bu veriler ilk olarak daha önceden tanımlı bir dosya için geçerliyse onu iptal etmek ve yeniden footer’da gösterilmek üzere tanıtmak oluyor. Functions.php dosyamızı açarak aşağıdaki gibi kodlarımızı giriyoruz.

https://gist.github.com/316c7c74623c458df3338bcb7def4d88

Bu kodu kullanarak WordPress tarafından default olarak gelen ve eklentilerden kaynaklanan javascript dosyalarınızı footer’a taşıyabilirsiniz. Burda kullandığımız wp_register_script() fonksiyonu içerisine 5 parametre alır. Bunlar sırayla, (‘dosya-ismi’, ‘dosya-yolu’, ‘dizisi – default olarak array() alır – ‘, ‘versiyonu’, ‘footera taşınsın mı?’) şeklinde olmalıdır. Biz kodumuzda dosya adı ve dosya yolunu girdikten sonra 3. ve 4. parametrelerimizi boş bırakarak default değerlerini almasını sağladık ama 5. parametremize true değerini vererek kodlarımızı footer’a gönderdik.

wp_register_script() fonksiyonunun Codex’te yer alan sayfasına göz atarsanız WordPress’in içerisinde otomatik olarak tanımlı olan javascript dosyalarının isimlerini görebilirsiniz.

Bunun dışında bu kod nerede işimize yarar diye soracak olursanız, benim oldukça fazla kullandığım yapılar arasında yer alır. Bu kod sayesinde istediğimiz javascript kodunu istediğimiz sayfa veya yazıda aktif edebiliriz. Mesela ben eğer Jetpack eklentisini ve ya Contact Form eklentisini anasayfa içerisinde hiçbir yer kullanmıyor, sadece bir sayfada veya yazı içerisinde kullanıyorsam, bunların anasayfa için yüklenmesi benim sitemi yavaşlatacaktır ki bu hiç istemediğimiz bir durum. Bunun önüne geçmek için aşağıdaki gibi bir yapı kullanabiliriz.

https://gist.github.com/53599dc86815b427e17290af83bd0cc3

WordPress Tarafından Eklenen Javascript’ler

Son olarak, sitemizde yer alan eklentiler veya WordPress tarafından otomatik olarak eklenen javascript dosyalarının neler olduğunu veya adını bilmiyorsanız görünmesini istediğiniz yere

<?php global $wp_scripts; var_dump($wp_scripts); ?>

yazarak sitenizde bulunan bütün javascript dosyalarını ayrıntılı olarak görebilirsiniz. Sizin kullandığınız dosyalar ise en alt taraflarda bulunan dosyalar olacaktır. Buradan dosyanıza tanımlı kısa isimi öğrenip onu önce o ismi kullanarak tanımsız hale getirip daha sonra istediğiniz şekilde aktif edebilirsiniz. Eklentilerden kaynak dosyaları tekrar aynı isimle aktif ederseniz eklenti ile ilgili problemlerin önüne geçmiş olursunuz.

Önümüzdeki yazılarımda <head> etiketleri arasında yer alan gereksiz CSS dosyalarını kaldırmayı ve yeni dosyalar eklemeyi anlatacağım.

Lüküs Hayat

Bir tiyatro efsanesi olan “Lüküs Hayat“a geçtiğimiz günlerde Kübra(<3)  ile gittik. Tarihini araştırdığımızda 1933 yılından beri – Cumhuriyet’in 10. yıldönümü – aralıklarla sahneden kaldırılsa da son 25 yıldır İstanbul Şehir Tiyatrosu‘nda aralıksız olarak sahnelenmeye devam ediyormuş.

Müzikal bir tiyatro olan Lüküs Hayat batı kültürüne kendini kaptırmış topluluğun içerisine giren orta direk insanının hikayesini anlatıyor. Aslında evi soymak için giren bir hırsız olan Rıza’nın kendini o hayata kaptırmasını komik ve müzikal bir dilde bize anlatıyordu tiyatro.

Sahneye konan oyun, oyuncuların oynayışı, müzisyenlerin çaldıkları şarkılar hepsi birbirini tamamlayarak ortaya çok güzel bir ambiyans çıktı. Tek kötü yan, müzikal kısımlarda oyuncuların konuştukları şeyleri duymakta zorluk çektik, sanırım hem mikrofon hem de müzik sesinden kaynaklı sorunlar oldu ama ona rağmen oldukça güzel bir sunum yaptılar.

Biz oldukça memnun olarak ayrıldık. Gitmek isteyen herkesin gönül rahatlığı ile gidip izleyebileceği, eğlenceli, müzikal bir tiyatroydu. Önümüzdeki senelerde tekrardan gitmek isteyeceğim bir tiyatro gösterisiydi yani. Denk gelirsem ve büyük ustalar tarafından sergilenen bir oyun da olursa, tadından yenmez.

WordPress the_content() Yerine İstediğiniz Sayıda Parağraf Gösterme

WordPress ile çalışırken karşılaşılan sorunlardan birisi the_excerpt() fonksiyonunda sadece yazı olan içerikleri alması ile birlikte içerik içerisindeki tüm yazısal özellikleri (kalın, eğik yazı vs.) kaldırıp düz yazı haline gelmesi ve the_content() fonksiyonunda ise tüm içeriği ekrana bastırmasıdır. Bunun için çeşitli çözümler mevcut. Mesela the_excerpt() fonksiyonunu istediğiniz kelime veya harf kadar kısaltarak ekrana bastırabiliyorsunuz.

Ama eğer istediğiniz şey bu değil de the_content() fonksiyonu ile görseller dahil tüm içerikleri çekip ekrana düzenli bir şekilde bastırmak ise bunun için kullandığım kodu kullanabilirsiniz. Kod tam olarak sizin içeriğinizi </p> taglarına bölüyor ve ondan önceki içeriği alıyor ve sizin kullanımınız için bunu bir diziye atıyor. Siz de istediğiniz yerde istediğiniz şekilde kullanbiliyorsunuz.

https://gist.github.com/4bf54b3d146671dab7a5b41da86685a1

the_content() fonksiyonu yerine icerik_paragraflama() fonksiyonunu kullanırsanız artık sadece içeriğinizdeki ilk paragraf ekrana yansıyacaktır. Ayrıca paragrafımızın tüm yazısal özellikleri de içerisine dahil olarak gelecektir. Eğer siz birden fazla paragraf göstermek istiyorsanız sadece echo kısmını aşağıdaki gibi değiştirmelisiniz. (Yukardaki kodun alt tarafından ulaşabilirsiniz.)

Yukarıdaki kodumuzda yazımıza ait ilk 3 paragrafı ekrana bastırdık. Bu paragraf parçalama kodunun bir diğer faydası da eğer içeriğimizin 1. ve 5. paragraflarını göstermek istiyorsak fonksiyon dosyasında bir değişiklik ile bunu yapabilirsiniz. Hatta isterseniz kodu biraz daha komplike bir şekilde, parametre alabilen bir fonksiyon haline getirerek içerisine girdiğiniz sayı parametreleri kadar paragrafı ekrana bastırabilir hale getirebilirsiniz. Ben bana yettiği şekilde kullandım, ileri işlerimde ihtiyacım olursa o şekilde de yazıp paylaşırım tabiki. Eğer bu şekilde yapan olur ve benimle paylaşırsa ben de paylaşarak ona destek olmaya çalışırım.

WordPress ile the_content() ve the_excerpt fonksiyonları yerine kullanabileceğimiz bir fonksyion oluşturarak daha güzel bir yazı tecrübesi imkanı yakaladık. Diğer yazılarda görüşmek üzere.

Yeni tema, yeni başlangıç

Merhaba, yine yaklaşık 20 günlük bir aranın sonunda yazıyorum. Farketmişsinizdir, bu yazımı farklı bir tema üzerinden okuyorsunuz şu an. Uzun zamandır severek kullandığım “Independent Publisher” temasını kaldırarak yerine kendi kodladığım, daha minimal ve hoş görünümlü olduğunu düşündüğüm temamı aktif ettim.

Tasarımlar olarak hugogiraudel.com sitesinin tasarımını kullandım. Tasarım çok hoşuma gitti ve WordPress temasını aradım ama bulamadım. Ben de bu yüzden sıfırdan ve kendimce istediğim yerinde oynayabileceğim bir tema çıkartmak istedim ve ortaya bu tema çıktı.

Temayı yaparken sade olmasını istedim ve ne kadar fazlalık varsa kaldırdım. Yazıyı ve kategolerimi ön plana çıkartmaya çalıştım. Görsel olarak ortaya bu şekilde bir şey çıktı – ama geliştirmeye devam ediyorum –

Arkaplanda ise daha önce hiç yapmadığım kullanımlar yaptım ve siteyi hem hız yönünden hem de SEO yönünden geliştirmeye çalıştım. Şu an hala geliştirmeye devam ettiğim için maksimum verimle çalışmıyor ama geliştirme bittiği zaman tam performans alacağım.

Şu an bulunduğum sunucu bazen 12-13 saniyeye yakın yanıt verme sürelerine ulaşıyor. Bu yüzden yakın zamanda sunucumu da değiştirerek tamamen yeni bir başlangıç yapmak istiyorum.

Bu temayı yakın zamanda Github üzerinden paylaşacağım. Beğenen, kullanmak isteyen herkes istediği gibi kullanabilir, düzenleyebilir ve paylaşabilir.

Yeni temayla birlikte artık yazılarımı da bir düzene sokup hem kodsal hem de kendi yaşantımla ilgili daha fazla yazmaya çalışacağım. Önümüzdeki yazılarda görüşmek üzere.

İzmir Otostobu

Uzun yol otostobu her zaman daha zevklidir. Hem sizin için, hem karşı taraf için biraz korku, heyecan içerse de bu zaten otostobun doğasında olan bir şeydir. Biraz karşılıklı güven meselesi diyebiliriz.

Bir önceki “İYTE Roboleague Yarışması’na katıldık” yazımda bahsettiğim gibi, 3 arkadaş İzmir’de düzenlenmekte olan robot yarışması için Eskişehir’den kalkarak İzmir’e doğru yola düştük.

İlk olarak okulun önünde toplanarak Kütahya yolunun olduğu tarafa doğru otostop çekerek kendimizi asıl güzergahımıza bıraktırdık. Ardından İzmir için kafamızda güzergah oluşturduk. Bizim planımıza göre 3 arabayla rahatlıkla gidebiliyorduk. Önce Eskişehir’den Kütahya’ya, Kütahya’dan da ya Balıkesir üstü ya da Uşak üstü giden araçlarla o şehirlere, oralardan da direk İzmir’e geçme planı yapmıştık.

Otostop çekmeye başladık, 1, 2, 3, 4 diye sayarken ilk 5-10 dakika hiç kimse durmadı, çoğu ilerden döneceğim diyordu. Ama en sonunda bir araba yanaştı, Kütahya tarafına gidip gitmediğini sordum. “İzmir’e kadar gidiyorum gelin” dedi. Ben de biz de İzmir’e gidiyoruz dedim, adam “Hadi yaa” diyerek şaşırdı ve bindik arabaya.

İlk başta normal olarak bir tedirgin oldu adam. Arabaya 3 tane sakallı adam bindi. Ha tamam, hiçbirimizde serseri şekli yok ama sonuçta günümüzde serbest şekilde uzatılmış sakal da çok hoş karşılanmıyor. İlk 10 dakika yavaş yavaş ilerleyen bir muhabbetimiz oldu. Ama ardından o muhabbet bir açıldı, kapatamadık. Ben önde oturduğum için tüm muhabbeti ben yaptım nerdeyse, ama otostop ile tanıştığım en elit insanlardan birisiyle tanışmış oldum diyebilirim.

Şimdi adamı ve yaptıklarını anlatsam yazı alır başını gider, sadece İzmir’e paraşütle atlamaya gidiyormuş diyeyim, siz düşünün gerisini. Yaklaşık 5.5 – 6 saatlik bir yolculuk sonrasında Bornova’ya vardık ve yollarımızı ayırdık. Arabasına bindiğimiz adam Eskişehir’de bir güzellik salonu işletiyormuş. Yolum düştüğü zaman kesinlikle uğrayıp tekrardan bir teşekkür edeceğim.

Bornova’da ayrıldıktan sonra gece Manisa’da kalacağımız için hemen Manisa Kavşağı’na çıkarak orda da bi arabayı durdurduk ve Manisa’ya geçtik. Geceyi orda geçirdikten sonraki istikametimiz de Urla’ydı. Önce tekrar Bornova’ya gitmemiz gerektiği için Manisa – İzmir yolundaki otostop durağına çıkarak ordan da Bornova’ya geçtik. Urla’nın ne tarafta kaldığını, nasıl gideceğimizi bilmediğimiz için ve yetişmemiz gereken bir süre olduğu için oraya otobüsle gitmeyi tercih ettik. 1.5 saatten fazla bir süreden sonra İYTE’ye vardık, oradaki 25-26 saatlik zamandan sonra İYTE’nin çıkış kapısından da ilk otostop çektiğimiz araba durdu ve hepimizi Alsancak’a bıraktı. Gece de geç vakite kaldığımız ve yorgunluktan öldüğümüz için otobüsle Eskişehir’e geri döndük.

Kısacası, oldukça güzel, keyifli, heyecanlı, bilgilendirici bir otostop macerası yaşadık. Her zaman çok zevkli olduğunu söylüyorum ve yine söyleyeceğim. Otostop çok keyifli bir şey. Hiçbir zaman işin para kısmında olmadım, şehir içinde altı üstü 1 TL civarı paralar veriyoruz ama otostopta karşılaştığınız kişiyle ettiğiniz muhabbet kadar zevkli bir muhabbet etme şansınız olmuyor.

Otostop ile seyahati denemenizi öneririm, tadına anca o zaman varabilirsiniz.

İYTE Roboleague Yarışması’na katıldık

Burdan – Eskişehir – kalkıp otostopla İzmir’e giderek, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)’de düzenlenen Roboleague yarışmasına Rob Stark ekibi olarak katılarak robot yapmaya çalıştık. (Bir sonraki yazımda İzmir otostobu maceramızı okuyabilirsiniz.) Katıldığımız kategori “Tasarla, Yap, Yarıştır” kategorisiydi. Bu kategoride, size verilen parçalarla tasarımlar yaparak, size verilen parkur ve görevleri tamamlamanız gerekiyor. Bizim kategorimiz 24 saat sürüyordu. Sizi 24 saat boyunca ekibinizle birlikte bir sınıfta tutuyorlar ve projenize odaklı çalışıyorsunuz. Giriş çıkış serbest, eğer rahat bir yer bulabilirseniz uyumak serbest, hiçbir koşul yok, tek yapmanız gereken o robotu bitirmek.

Ama keşke burda yazdığım kadar kolay olsaydı. Daha önce yıllardır gelen ekipler tasarım için verilen K’nex malzemeleri ile çatır çatır bir şeyler yapmaya başladılar, hatta yanımızdaki ekip yarım saatte arabanın taslağını bitirdi ama biz 2. saatin sonunda üçüncü boyuta çıkmayı yeni başarmıştık. Bu bizim için oldukça bir eksi oldu. Bunun yanında ağırlığı çok güzel ve dengeli dağıtmanız gerekli, verilen parçaların ağırlıkları oldukça fazla ve sizin bunları 2 teker üzerinde hareket ettirmeniz gerekiyor.

Kısıtlı parçalarla kabataslak bir araç oluşturduk, geldi sıra elektronik sistemine. Arduino kullanarak yapılması gerekiyordu, elimizdeki parçalarla sistemimizi yazdık, sistem sıkıntısızdı ama atladığımız bir nokta varmış ve sensörlerin aralığını tam olarak güzel ayarlayamamışız. Bu mekaniksel hatadan dolayı bizim araç kendi kafasına göre hareket ediyordu, parkuru arada bir tamamlıyor arada bir tamamlamıyordu. Anlayacağınız birazcık elimizde patlamıştı.

Bizim zaten oraya gitme amacımız, yarışma ortamını görmek, yeni insanlarla tanışmak, onlarla bilgi paylaşımı yapmak, bizim ilgilendiğimiz alanda çalışan insanlarla muhabbet etmek, kısacası bir şeyler öğrenmekti. Bunu fazlasıyla yaptığımızı düşünüyorum. Her ne kadar elemelere katılmayıp yarışmadan çekilmiş olsak da çok güzel bir yarışma heyecanı geçirdik. Orada 24 saatte diğer ekiplerle ve İYTE‘nin bizim oda için görevlendirdiği Oğuz‘la çok güzel bir samimiyet kurduk.

Yarışmadan ayrıldıktan sonra da yine bir otostopla İzmir’e dönerek orada arkadaşlarımızla vakit geçirdik ve gecesinde tekrar geri döndük.

ODTU – Yeni Fikirler Yeni İşler (YFYI) ’16

ODTU‘de 2005 yılından beri her sene düzenlenmekte olan Yeni Fikirler Yeni İşler (YFYI) etkinliğine bu sene gitmeyi çok istiyordum, etkinliği IEEE ODTU’nün organize ettiğini duyunca kesin gidiyorum dedim ve kulüple birlikte sabahın 4’ünde yola düştük.

ODTU’nün ayazında üşüdükten sonra güzel bir kahvaltı yaptık ardından Kongre ve Kültür Merkezi’nde beklemeye başladık. O sırada eşantiyonlarımızı aldık. Eşantiyonlar içerisinden bir tane sticker, bir tane poster şeklinde güzel söz ve bir tane de Cardboard çıktı. Oldukça basit ve güzel düşünülmüş üç hediyeydi diyebilirim.

Etkinlik ilk olarak saat 12’ye kadar yarışan projelerin sunumları ile başladı ve hepsini dinledik. T-IDEA kapsamında ilgimi en çok çeken projeler;

  • Otsimo – otistik çocuklarla ilgili bir proje
  • IsıTeks – doğru akımla ısınabilen nanoteknolojik bir tekstil maddesi
  • TemPerfect – ince film ile ısınan bir cam teknolojisi
  • GBlock – depolarda oluşan karmaşa için robotik bir çözüm

T-IDEA kapsamındaki tüm projeleri bu adresten inceleyebilirsiniz.

T-START kapsamında ilgimi çeken projeler;

  • Diploid – biyolojik yollarla ısı yalıtım maddesi üretimi yapılan bir proje
  • Limatek – tıpda denge sorunlarını tespit etmek için geliştirilmiş bir robotik cihaz
  • Momentum – Karayel isimli özgün tasarımlı, güzel düşünülmüş bir rüzgar tribünü

T-START kapsamındaki tüm projeleri bu adresten inceleyebilirsiniz.

Benim ilgimi bu projeler çekti ve bunları daha dikkatli dinledim diyebilirim. Hepsinin stantlarını fuaye alanında gezdiğim için çıkacak projeler hakkında az çok – okuduğum kadarıyla – bilgim vardı.

Halk oylamasını bitirdikten sonra sıra geldi sponsorların vereceği ödüllere. Bu kısımda sahneye adeta ödül yağdı. Neredeyse katılan projelerin yarısı Amerika Kampı kazandı. Bunun dışında IsıTeks – yanlış saymadıysam – 175.000 TL ödül kazandı, onun dışında bir kaç farklı proje daha yüksek meblağlar kazandı. Ama oradaki tüm projeler biliyorlar ki önemli olan o sahneye çıkabilmekti, önlerinde daha projelerine yatırım bulabilmek için oldukça uzun bir süreç var, pes etmeyip yollarına devam edenler bir şekilde ihtiyaçları olan parayı bulacaktır.

Biz ekip olarak bu yarışmada oldukça eğlendik, bilgilendik ve heveslendik. Özellikle bir kaç arkadaşım ile birlikte “Biz de bir şeyler yapmalıyız ve mezun olduktan sonra kesinlikle bu yarışmaya katılmalıyız.” dedik. (Mezunluk şartı aranıyor) Umarım biz de ilerde bu hedefimizi gerçekleştiririz.

Yarışma bittikten sonra sunucu Metin Uca’yı trolledik ve sonra da Bahçelievler’e gidip biraz serbest vakitimizi harcadık. Ardından akşam 8 gibi tekrar yola çıkarak Eskişehir’e döndük.

Benim için oldukça verimli ve bilgilendirici bir etkinlikti, kesinlikle önümüzdeki senelerde de gelmeye çalışacağım. Ayrıca fuaye alanı muazzamdı. Yiyecekler çok güzeldi ve ben onlardan güzel güzel yedim, ellerine sağlık yapanların.

Eğer vakit ayırabilirseniz seneye kesinlikle gelmenizi tavsiye ederim.