Nightcrawler – Gece Vurgunu

Daha önce Yaşam Şifresi filmini izlediğim Jake Gyllenhaal‘ın, geçtiğimiz sonbahar çıkan filmini dün bir arkadaşımın önerisi üzerine izledim.

Film konu olarak güzel, – bence biraz da gerçeğe dayanan bir yönü var – sonu güzel bağlanan bir film. İzleyecek olanların için söylüyorum, aşırı bir aksiyon yok, genel itibari ile sakin geçen bir konu filmi. Ben gece vakti uykulu uykulu izlememe rağmen filmin sakinliğine ve akışına kendimi kaptırdım ve filmin nasıl bittiğini anlamadım bile.

Biraz gerçekten alıntı gibi geldi dememin sebebi, ben de daha önce habercilik yapanların sırf para kazanabilmek için kendileri tarafından uydurulan haberlerin olduğunu düşünmüştüm ve o yüzden bana biraz gerçeklik yönü var gibi geldi.

Ama şöyle de bir şey söyleyeyim, filme güzel falan dedim de bir daha oturup da izleyeceğim bir film değildi açıkcası. İzlerken güzel, hoş bir filmdi ama aşırı derece etkilenmedim filmden.

The Imitation Game – Yapay Oyun

Benedict Cumberbatch‘in mükemmel oyunculuğu sonucu ortaya çıkan, biraz dram biraz siyaset barındıran bir biyografi filmi.

Alan Turing, şu an bu yazıyı yazmakta olduğum, hepimizin günlük hayatlarının büyük bir kısmını oluşturan bilgisayar sisteminin yaratıcısıdır. Filmin ana konusu da Alan Turing.

1. Dünya Savaşı’ndan sonra yeni bir savaş hazırlığı başlamış ve herkes hazırlık aşamasındayken Almanya, “Enigma” adını verdikleri mükemmel – neredeyse kırılamayacak kadar zor – bir şifreleme sistemi yaptı ve tüm iletişimini bu alet üzerinden şifreleyerek yapmaya başladı.

İngiltere, savaşta bir adım öne geçmek için ülkenin en iyi matematikçisi olan Alan Turing ve oluşturulan bir ekipten bu şifreleme sistemini kırmalarını istedi. Başlarından çeşitli olaylar geçerek sonunda şifreleme sistemini kırıyorlar.

Film hakkında her sitede bulabileceğiniz bilgileri geçelim artık, benim görüşüme gelelim. Normalde hem biyografi hem de dram izleyen birisi değilim – ön yargım yok ama tercih etmem – Ama Benedict Cumberbatch oynadığı için izlemek istedi. Filmi indirene kadar ne fragmanını izlemiştim ne de konusu hakkında bir fikrim vardı.

Film akıcı olarak ilerliyor ve sıkılmıyorsunuz. Benim için en önemli ölçülerden birisi sıkıcılığıdır zaten. Başladığım filmi bitiririm ama sıkıcı ise kimseye önermem. Yapay Oyun, içerisinde siyasi objeler de taşıyor ve o zamana götürüyor sizi.

Eğer bilgisayarın temellerinin nasıl atıldığına merakınız varsa kesin izleyin ama ilgilenmiyorsanız da çok güzel bir film, izlenecek listenize The Imitation Game‘i eklemekte de fayda var 😉

Avukat Eren Keskin’i bilir misiniz?

Avukat Eren Keskin, araştırdığım kadarıyla Türkiye‘nin gerçekten en iyi avukatlarından bir tanesiymiş. Yüzlerce davaya bakmış ve üstesinden gelmiş. Aktivist bir avukat ve okuduğum yorumlara göre gerçekten hakkın ve haklının yanında olan bir avukat.

Ben 2010 yılından beri blog tutuyorum ve hatırısayılır bir ziyaretçi sayım vardı. Google‘a “Eren Keskin” yazdığınız zaman benim blogum geliyordu ve bu yüzden Avukat Eren Hanım ile çok kez karıştırıldım ve bana hem yurtiçinden hem yurtdışından onlarca mail yağıyordu ama ben bunları cevaplayamıyordum. Gelen maillerde üstü kapanan cinayetler, fabrika ihaleleriyle ilgili sorular, yıllar sonra ailesini bulan ama arada ölümlerin geçtiği hikayeler, milyon dolarların bahsedildiği dava mailleri daha neler neler vardı.

Benim de artık Avukat Eren Hanım‘a bir şekilde ulaşıp bu mailleri ona ulaştırmam gerektiği fikri geldi aklıma ve sonunda bir internet sitesinden kendisinin gerçek mail adresine ulaştım ve mail attım. Kendisi de bu isim benzerliği durumundan dolayı olan sorunu çok güzel ve nazik bir şekilde karşıladı ve bana o mailden ulaşabileceğimi ve ayrıca kendi telefon numarasını da verdi ve ben bana gelen mailleri ona iletmeye başladım.

Bugün bu konuyu neden yazdığıma gelecek olursak, bugün bir durumdan dolayı benim hakkımda hiç arama yapılmış mı diye Twitter‘da “Eren Keskin” diye arattım ve Avukat Eren Hanım hakkında geçtiğimiz günlerde Eren Hanım‘ın 301. madde gereğince, 2005 yılında öldürülen Uğur Kaymaz hakkında yaptığı konuşmadan dolayı 10 ay hapis cezasına çarptırıldığını öğrendim. Bu konuyu araştırdım ve atılan twitlerinde tamamını okudum ve ben de Eren Keskin‘in haklı olduğu düşüncesi içerisindeyim.

Şuan bir insan sadece siyasi görüşü uyuşmadığı için haklı olduğu halde hapishanede yatıyor. Bizim adalet sistemimiz kafayla ilerlerse biz giçbir şekilde ilerleyemeyiz.

Bana Masal Anlatma – 10/10

Başlıkta puanımı verdim zaten filme. Uzun zamandır bir filme bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Çok çok başarılı bir komedi olmuş. Oyuncular usta oyuncular, bir tek başroldeki Fatih Artman filme girmeden önce kafamda soru işaretiydi ama o da komediyi çok güzel sunmuş. Zaten – şu aralar izlemekte olduğum – Behzat Ç. ‘deki karakteri de komediye yatkındı.

Komedi anlamında beklediğinizin üzerinde bir film olduğunu izleyince zaten anlayacaksınız. Ama bazı olaylar tam bitmiyor ve bu bana “Acaba bir ikinci film mi gelecek?” sorunu sorduruyor. Filmin sonu o şekilde bitmemiş olsa da film içindeki kurgu kopuklukları ya ikinci film ile tamamlanmalı ya da yönetmen Burak Aksak‘ın kuzeni Selçuk Aydemir‘in yönettiği Düğün Dernek filmi gibi +30 dakikalık bir versiyonla bu eksiklikler giderilmeli.

Filmde siyasi göndermeler de vardı, başka filmlere göndermeler de vardı. O kadar yerinde ve ağızda tat bırakan göndermelerdi ki o an sadece anı yaşıyorsunuz hiç sorgulama amacı duyamıyorsunuz ve bu benim çok hoşuma gitti.

Herkesin izlemesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Eğer Eskişehir’e gittiğimde hala vizyonda olursa tekrar gitmeyi bile isterim o derece güzel bir filmdi.

Pekiiii Neden Dörtyol?

dörtyol1Acar muhabirlerimizin soru üzerine cevap veriyorum. Herkese kendi memleketi güzel gelir ya benim için de aynen öyle. Ama şöyle bir gezip gördüğüm, yaşadığım yerleri düşündüğüm zaman da en güzelinin Dörtyol olduğunu söyleyebilirim. Yeni tanıştığım arkadaşlarıma çok övgülü bir şekilde anlatıyorum ben burayı ama emin olun anlattığım kadar bir yer.

Yüzölçümü ve nüfusuyla küçük, nezih bir yer yani tam ilçe denilebilecek yer. Haa, şehir planlaması yok, son 2-3 belediyesi hiç çalışmadığı için biraz geri kalmış bir yer ama tam yaşanılacak yer.

Yanımızdaki İskenderun ile kıyaslamıyorum tabiki, orası bize göre bildiğin büyük şehir. Bi kere adamların sineması var ya sineması, bize açtılar bi ara ama tutmayınca düğün salonu yaptılar 😀

İnsan olarak, insanları sevecendir ama geri kafalıdır biraz, kendilerini geliştirmeye yönelik pek çaba sarfetmezler. Gençlerin geneli apaçidir zaten, aradan sıyrılıp Anadolu Lisesine giden bazıları kendini kurtarıyor sadece o kadar, geri kalan EmSi Sıtayl müzik dinlemeye, kız meslek lisesi önüne gitmeye devam.

Bi kere denizimiz var bizim ya. Eskişehir’e gidip 1 ay kaldıktan sonra İstanbul’a gittim ve 10-15 dakika denize boş boş baktım öylece. “Sen balık mısın da denizsiz yaşayamıyorsun?” diyenler denizin keyfini, huzurunu, dinginliğini bilmediklerinden çok boş laf ediyorlar. 4 ay sonra ilk defa Dörtyol’a geldim ve otogardan eve geçmeden denize gittim öyle eve geçtim ben.

Daha yemeklerden bahsetmedik bile. Tüm akdeniz, güneydoğu, doğunun yemek kültürünü bir arada bulabiliyorsunuz. Ben burdan dışarı çıkana kadar istediğim yerde bu yemekleri bulabileceğimi sanıyordum ama sadece bizim bölgemize özgü bir şeymiş bunlar. Dışarda yok böyle yemekler, adama kömbe, içli köfte, eşkili çorba diyorum suratıma bakıyor. Şimdi sizin gecenin bir yarısı çıkıp tablacı gidip ciğer yeme gibi bir fırsatınız da yok demi, vah yazık. E Hatay’dayız, künefenin kralı da yersiniz, biberli ekmeğin hasını da yersiniz, yersiniz de yersiniz işte.

Meyve olarak zaten simgemiz portakal, aklınıza gelebilecek tüm turunç ürünlerinin cenneti burası. Buram buram C vitamini kokuyor şehir. Her yer bahçe, yeşil alan sıkıntısı yok resmen, var mı Türkiye’de böyle yer?

Fazla bir aktivite alanınız yok sadece, tek kötü yanı o. 3-4 tane kafesi var, paintball alanı var bir de en aktif olduğumuz alan halısahalarımız var bu kadar. Kafelerde takılırsınız zaman geçer, haftalıkları yatınca apaçiler bi görünür o kafelerde sonra rahatsınız. Şimdi de bi kafe açılmış çok elit bir mekan, Dörtyol’a fazla bile yanı orası ama olsun gelişsin Dörtyol. Unutmadan, We have Four Way, you ?? Yanlış anlaşılmasın cidden Four Way isimli otelimiz var 😀

Velhasıl, tüm sevdiğim insanlar Dörtyol’da, onlarla geçirdiğim zaman benim için en güzel zamandır, eğlenmesem de olur. Bar, club’a gitmesek de akşam arabayı alıp sahile gitmek, döner alıp Kırmızı Burun’a gitmek emin olun yanınızda arkadaşlarınız varsa yapabileceğiniz en güzel şeydir.

Dis iz Dörtyooooool

The Interview

Bu film Amerika ile Kuzey Kore arasında olaylar çıkmasına neden oldu ve bence de olay çıkması gereken bir film. Amerikalılar “Diktatör” filminde de aynı şeyi yapmışlardı. Kendi ülkelerini diğer ülkelerden üstün göstermek için film yapıyorlar.

Caps takip eden varsa bir ara Kuzey Kore liderinin caps’leri patlamıştı. Filmde ise Amerikalı bir talkshow sunucusunun Kuzey Kore liderini nasıl rezil bir hale getirdiği anlatılıyor. Aksiyon ve komedi olarak geçiyor film ama hiç öyle bir yanı yok. 1-2 tane silahlı sahnesi var, komedi demeye bin şahit gerektirecek 1-2 de komedi sahnesi var.

Kısacası ben filmi beğenmedim, size de tavsiye etmem. Amerikalılar kendilerini yermek için film yapmışlar.

Hobbit: Beş Ordunun Savaşı

Efsane filmler serisinin son filmi. Star Wars‘u izleyeli çok uzun zaman olmadı ve daha önce izleyen arkadaşlarım önce 4-5-6 sonra 1-2-3. filmlerini izlemem gerektiğini söylemişlerdi, aynı hava hikayesi aynı olsa da farklı isimlerle yayınlanan Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi filmleri için de geçerli.

Yüzüklerin Efendisi‘ni izlemeyen gitsin camdan atlasın zaten. Bu efsane filmdeki yüzüğün nasıl Bilbo‘nun eline geçtiğini ve onu herkesten nasıl zorluklarla sakladığını anlatan film serisinin son filmi olan “Beş Ordunun Savaşı” benim beklentilerimi son derece karşıladı. Çıktığı ilk 3-4 gün şehirdeki sinemalarda boş yer bulamadığım için izlemem biraz geç zamana kaldı.

Filme girmeden yapılan yorumları okudum-dinledim ama bir çok insanın beklentisini karşılamamıştı. Hatta bazı karakterlerin nasıl öldüğünü bile göstermiyorlarmış ama ölüyormuş tarzında yorumlar da duydum ama öyle bir şey yok. Her şey gayet açık ve düzenli bir şekilde ilerliyor. Filmdeki savaş sahneleri iyiydi. Her hangi bir mantık hatası oluşturabilecek bir durum fark edemedim ben.

Tek sorunlu yanı süresi ve 3D olmasıydı. Gözlüklerimizi aldık taktık ama tek 3D kısım kar yağarken biraz üzerine doğru geliyordu. Süre konusunda ise 2 buçuk saat civarıydı (Cinemaximum‘un lanet reklamlarıyla biz içerde 3 saat 15 dakika dursak da) ama diğer filmlerle kıyaslanınca çok çok az bir süre olarak geldi bana, “Kralın Dönüşü” filminin kesilmemiş versiyonunun 4 buçuk saat olduğunu göz önüne alırsak oldukça kısa olmuş.

Velhasıl, film güzeldi kesinlikle gidin izleyin. Serinin son filmi olmasının kötü yanı ise sonunun nasıl biteceğini biraz da olsa bilmeniz.

Black Mirror

İzleyeniniz var mı bilmiyorum ama eğer anlayarak izliyorsanız son derece güzel bir dizi.

Şuan sanırım 3. sezonu çekiliyor ve ya yayınlanıyor. Her sezonu, birbirinden bağımsız kişiler, senaryolar ve yönetmenler tarafından çekilen 3 bölümden oluşuyor. Günümüzde kullanılan ve ona hükmettiğimizi sandığımız teknolojinin zararlarını anlatıyor. Gelişen olaylar gerçekle bağdaştırıldığında olabilecek şeyler olduğu için insana kendini sevdiriyor.

Her bölüm farklı kişiler tarafından oynandığı için belirli bir başrolü falan yok, her bölümün kendi içerisinden ayrı başrolleri var. İlk başta izlerken biraz sıkılmıştım ama olayları anlamaya ve gerçekle bağdaştırmaya başlayınca gerçekten çok etkileyici bir dizi olduğunu anladım.

Benim en iyiler listeme girdi, sizin girer mi bilmiyorum.

The Big Lebowski

Arkadaş önerisiyle izlemiş olduğum bir film. Genelde izlemeden önce IMDB puanına bakarım – ne kadar saçma saçma filmler yüksek puan alsa da insan gene de bakıyor bi – ama bu filmin puanına bakmadan izlemeye başladım. Arkadaşımdır dedim, bana böyle zulüm çektirmez dedim ama hayatımdan 2 saat çaldı resmen.

Böyle ağır bir girdiğime bakmayın, film komedi ve suç diye geçiyor ama ikisinden de birer parmak balı ağzınıza sürüp bırakıyor, hiç tadını alamıyorsunuz. Konu desen son derece saçma ama sonu iyi bağlandı, ben bu tarz bir şey beklemiyordum. Tek etkilendiğim kısmı buydu.

Filmi ya ben anlamadım ya da film benim dediğim gibiydi ama izlemek isterseniz gene de siz bilirsiniz. Mükemmel bir komedi ve suç karışımı bir film beklemeyin, beklentinizi ne kadar düşük tutarsanız o kadar zevk alırsınız bu filmden.

Snapchat Mağduru Ben

Bu lanet uygulamayı hepiniz biliyorsunuzdur. Ben de aktif olarak kullanıyorum ama gelin görün ki bir mağdurum. Bunun sebebi de ekran görüntüsü bildiriminin gitmesi.

Ben HTC One (M7) kullanıyorum, telefonda ekran aynı anda iki dokunmayı algılamadığı için hem resme bakıp hem de ekran görüntüsü alamıyorsunuz. Ekran görüntüsü aldığınız zaman da o kişiye “Bu kişi sizin snap’inizin ekran görüntüsü aldı haberin olsun” diye bir bildirim gidiyor. Ama ben ekran görüntüsü alamama rağmen bir çok arkadaşıma “Eren ekran görüntüsü aldı” diye bildirim gidiyor, e haliyle bu da sorun oluşturuyor.

Snapchat‘de hepimiz o anki halimizle fotoğraf çekip gönderiyoruz ve bunu sadece o kişi belirli bir süre görsün diye gönderiyoruz. Ama ekran görüntüsü alındığı zaman insan bir huzursuz oluyor – benim de ekran görüntümü alsalar ben de huzursuz olurum yani. 3-4 defa bu sorunu yaşadım, uygulamanın internet sitesi üzerinden bu durumu onlara da bildirdim ancak herhangi bir değişim olmadı. Şimdi diyeceksiniz ki, sen kimsin de senin mail’ini dikkate alsınlar, ama daha önce iki uygulama için de mail atmıştım ve gelen güncellemeler ile düzeltilmişti. Eğer feedback’e önem verilmiyorsa kapatsınlar dükkanı.