Görevimiz Tehlike: Rogue Nation

Sen ne güzel aktörsün Tom Cruise. Sinemaya gitmeyeli 1.5 aylık bir süre falan oldu ama bu araya değecek bir film ile araya son verdim. Son 2 filmini de sinemada izlemiştim ve bu filmini de sinemadayken kaçırmadım ve gittim izledim.

Ethan Hunt gene başını belalardan belalara sokuyor ve gerek arkadaşları gerekse kendisine yardım etmek isteyenler onun arkasını topluyor ve Bingo! yine mutlu son 🙂

Bu severki filmi biraz daha sevmemi sağlayan neden, Ethan’ın düşmanını birazcık Sherlock Holmes’deki James Moriarty’ye benzetmiş olmamdı. Müthiş bir ajan zekasıyla olayları kurgulayıp, adım adım yerine getirmesi falan kafamda bu benzerliği oluşturdu. Tek farkı, Lane’in ekibi Moriarty’e göre biraz daha yetersizdi.

Aksiyon dediğiniz zaman zaten ilk akla Görevimiz Tehlike ya da Cehennem Melekleri serileri gelir ve bu seferde hiç bir saniyesinde aksiyon durmadı, devamlı olarak bir kavga, dövüş, yarış vardı.

Benim bu seriyi sevmemdeki en büyük nedenlerden birisi de takibi filmin o can alıcı müziğiydi. Film bittiği zaman farkettim ki gerçekten o müziği özlemişim.

13 Sayısının Uğuru

Herkes uğursuz sayı olarak bilse de 13 benim uğurlu sayımdır. Aslında ben bunu, benim uydurduğum bir uğurlu sayı olarak değil de hayatın bana “Bak, sen ne işle uğraşsan 13 sayısıyla karşılaşıyorsun” deme şekli olarak görüyorum.

Aklınıza gelebilecek her türlü işte benim karşıma hep 13 sayısı çıkmıştır (veya katları). Karşıma çıkan yerleri buraya çok detaylı bir şekilde yazmayı planlıyordum aslında ama şuan klavyenin başına geçince tüm hepsini unuttum. Ama en basitinden okul sıra numaram, telefon numaramın içerisindeki hanelerin toplamı, üniversite tercihimin sıralaması gibi uzayıp giden ve aklınıza gelebilecek her yerde, her sıralama işleminde benim karşıma hep 13 sayısı çıkmıştır.

Ayrıca benim uğur getirdiğine inandığım nokta, öyle Müslümanların için uğurlu, 1453, 571 falan bunlarla alakalı değil, herkesin uğursuz dediği sayı olduğu için buna zıt bir şey söyleyip toplumdan sıyrılıyorum, ben zıttım havası vermek de değil. Tamamen kişisel, hayatımda önemi olduğunu düşündüğüm bir sayı 13. Benim kararlarımda etkili olan bir sayıdır yani.

13 numaralı futbolculara ayrı bir ilgim var, çocukken – o pazardan aldığımız – ilk formam 13 numaraydı. Doğum günüm ayın 26’sı. İsmimden kaynaklı olarak, isim listelerinde %95 13 numaralı sıradayım. Kod yazarken hata veren satırlar hep 13 veya katı bir satırdır. Dediğim gibi daha buraya çok fazla örnek verebilirim ama şuan hiçbiri aklıma gelmiyor.

Hatta buradan evleneceğim kıza sesleniyorum. Her ayın 13’ünde benden bir evlilik tekliği bekleyebilirsin 😉 O teklifi yapacağım gün ve evlenceğimiz gün kesinlikle ayın 13’ü olacak, itiraz istemiyorum.

Şuan tarihin hiç farkında olmayarak yazıyı yazmıştım ve tarih 13 Temmuz. Artık gerisini size bırakıyorum.

Otostop Çekmenin Altın Kuralları

Otostop’u devamlı olarak kullanan birisi olarak artık bu yazıyı yazma gereği duydum. Büyük şehirlerde nasıl işliyor bilmiyorum ama küçük şehirde oldukça güvenli bir şekilde yolculuk yapabiliyorsunuz.

Benim otostop çekmemdeki en büyük sebeplerden birisi dolmuş saatlerinin çok ters olması ve evimin altından geçen yolun sağ tarafının direk çarşıya, sol tarafının da direk İskenderun yoluna çıkıyor olması.

Gelelim kurallara. Liste liste yazarak ilerleyeceğim.

  • Otostop çekilecek mekan çok önemlidir. Lambalar ve petroller vazgeçilmez otostop noktalarıdır. Araçlar, lambadan kalkarken ve petrolden çıkarken daha tam hızlanamadıkları için durup sizi araçlarına alırlar. Ama normal bir yerde otostop çekerseniz araç hızını almış olacağı için siz görüp de yavaşlamaz.
  • Kılık, kıyafet ve gözlük.  Kıyafetiniz güzel, şık bir kıyafetse araçların durma ihtimalleri %90 artar. Siz sürücü olsanız, salaş, serseri kılıklı birini mi alırsınız yoksa düzgün giyimli birisini mi? Gözlük konusu ise benim ve arkadaşlarım tarafından test edilerek oluşmuş bir ibare. Güneş gözlüğüyle ve gözlüksüz çektiğimiz otostoplarda araçların durma süreleri arasında ciddi bir fark var.
  • İşaret, en önemli noktalardan birisi. Kimse siz yolun kenarında beklerken durduk yere sizi almaz (İstisnai olarak aldıkları tabiki oluyor) Elinizle aracın gittiği tarafa doğru gitmek istediğinizi belirten sallama hareketleri veya başparmak açık bir yumruk ile yönü işaret etmeniz sizin otostopçu olduğunuzu belirtecektir. Otostop çektikçe bu konuda profesyonelleşiyorsunuz, rahat olun.
  • Her arabaya otostop çekilmez. Bundan kastım aracın lükslüğüne veya kötülüğüne göre değil. Hacı Murat’ına da bindim, Audi A6, Mercedes C180’ine de bindim. (Bir zaman sonra prensip edinip kötü araçlara otostop çekmiyorsunuz ama olsun) Aracın sürücüsü bayansa veya yan koltukta bir bayan oturuyorsa o araca binme ihtimaliniz çok düşüktür, şansınızı denemenize bile gerek yok. (Gene istisnai olarak kadın şoför ve içinde bayan bulunan aracın durduğu oluyor ama nadir) Aracın içinde küçük çocuk varsa o araç durmaz. İstediğiniz kadar tipiniz düzgün olsun, aracın içinde çocuk varken ben tanımadığım, ipsiz sapsız birisini aracıma almam. Son olarak, siz de şoförün tipine bakarak araca binmeyebilirsiniz. Araca otostop çekin, dursun, adamı beğenmediniz mi, yok usta devam et sen diyin. Adama ayıp olur falan düşünmeyin, bir daha nerde göreceksiniz.
  • Motorlar. Motorları durdurma ihtimaliniz çok daha yüksektir. Genelde gençler kullanıyor ve onlarda alıyor sizi aracına. Ayrıca sizi direkt olarak gördüğü için daha iyi bir temas kurabiliyor sizinle. Ama ben motorları sevmediğim için – açıkcası korktuğum için – motorlara otostop çekmemeye çalışıyorum.
  • Dolmuşlar biraz sıkıntı. Ama bu sıkıntı onlar için değil sizin için. İlk başladığınız zamanlarda büyük bir araç kafilesi gelirken, kesin bindim bu sefer, diyip de aralardan bir dolmuş görüp adama ayıp olur, ekmeğiyle oynuyormuş gibi bir hisse kapılıp, o kafileye otostop çekmeyebilirsiniz. Ama bu işte biraz ilerledikten sonra iyice yüzsüzleşiyorsunuz ve dolmuş falan farketmiyor. Dolmuş şoförü sizi görüp yavaşlarken kıvrak bir kafa hareketiyle, devam et, işareti yapıyorsunuz o da devam ediyor. Israrla durup, kapıyı açan şoförler de var. Onlara da, “otostop abi”, diyerek niyetinizi zorla söylüyorsunuz ve adam da devam ediyor. Hiçbir sıkıntı olmuyor yani, sadece biraz yüzsüzlük gerektiriyor.
  • Artık araca binmiş olalım. İster istemez araç içinde bir muhabbet dönüyor. Sorulara oldukça net, açık ve devamında o konudan başka soru gelmeyecek şekilde cevap verin. Ha eğer konuşmak istiyorsanız uzatın istediğiniz kadar ama istisnalar hariç o bindiğiniz aracın şoförünün muhabbeti güzel olmaz, biraz konuşunca siyasete girer ve siz de “Evet, evet, evet abi aynen, ben de hiç sevmem onu, evet, kesinlikle” cümlesini, kelimelerin sıralamasını bile bozmadan her araçta söylemek zorunda kalırsınız. Hele bir de soyisimden girdiyse olaya mümkün olduğunca o şehirde olmayacak bir soyisim söyleyin yoksa kesin tanıdık çıkar ve ordan muhabbet uzar en son, ona selam söyle, denir ve biter ama o arada ömrünüzden ömür gider.

Şuan aklıma gelenler bunlar, aklıma geldikçe bu listeyi yazmaya devam edeceğim.

Siz siz olun kısa mesafe, uzun mesafe farketmeksizin otostop çekin, bu sektör ilerlesin.

Otostop candır..

WordPress Resim Boyutlandırma – Image Resize

WordPress‘te resmi kırparak boyutlandırma işlemini yapabilmek için çok uğraştım, araştırdım, denedim ve sonunda buldum. Bu yazıyı yazarak aynı sorunu yaşayanların acılarını dindirmek istiyorum.

Timthumb, Vt_resize, AQ Resize gibi eklenti olmayan ama benim pek randıman alamadığım kütüphaneleri de kullanabilirsiniz ancak WordPress’in kendi özelliğini kullanmak yerine bunları tercih edeceğinizi düşünmüyorum.

Website optimizasyonu için resimler oldukça önemli yer kaplıyor. Google Pagespeed üzerinden sitenizin hız kontrolünü yaptığınız zaman resim sıkıştırma ve boyutlandırma için çok büyük yüzdelik kısım ayrılıyor. Üzerinde çalıştığım bir proje için ihtiyaç duyduğum resim boyutlandırma işleminin nasıl olduğunu size açıklamaya çalışacağım.

Kodun temelinde WordPress’in 3.5.0 sürümünde eklenen WP_Image_Editor sınıfı yer alıyor. Bu sınıf yardımıyla oluşturacağımız kod ile öne çıkarılan görselimizi alıp, tekrar boyutlandırma işleminin ardından – istersek farklı bir isimle bile olabilecek şekilde – yeniden kayıt ederek o resmi kullanacağız.

Ekleyeceğim kod içerisindeki yorum satırları sayesinde tüm satırların anlamını açıklamış olacağım.

https://gist.github.com/4b6492f908801c75c6fa9b0f42da7836

Bu kodu (Yukardaki kodda 1. kısım alanı) while döngüsü içerisinde bir yere yazdıktan sonra boyutlandırılmış öne çıkarılan görselinizi göstermek için

<img src="<?php echo $yeniResimAdres; ?>" width="YENİ GENİŞLİK" height="YENİ YÜKSEKLİK" />

kodunu kullanmanız gerekmektedir.

Hepimiz biliyoruz ki bu kodu sadece bir yerde kullanmayacağız, farklı farklı yerlerde kullanmamız gerekecek ve her döngünün içerisine bu kodu yazmamız döngünün şişmesini, sunucunun CPU’sunun zorlanmasına sebep olacak. O yüzden bunu her döngüde ayrı ayrı kullanmak yerine direk olarak functions.php üzerinden bir fonksiyon oluşturarak kısa bir şekilde yapmak daha mantıklı, hızlı ve kullanışlı bir çözüm olacaktır. Onun için gerekli kodlarımız (Yukardaki kodda 2. kısım alanı)

Resimin ekleneceği while döngüsü içerisine
(Yukardaki kodda 3. kısım alanı)
kodunu ekleyerek boyutlandırılmış resminizi gösterebilirsiniz.

Kodlar içerisinde açıklamalarda belirttiğim kısımları düzenleyebilirsiniz. Mesela ben yeni kayıt edilecek resimlerimde ön ek bulunmasını istemediğim için “onek_” kodunu silerek işlem yaptım. Bunun dışında bu kodu geliştirmek isterseniz WordPress Codex sayfasında yer alan WP_Image_Editor sınıfını ve wp_get_image_editor fonksiyonunu inceleyebilirsiniz.

Eksikleri, yanlışları veya sorunlarınızı yorum kısmından belirtirseniz yardımcı olmaya çalışırım.

Üniversitede İlk Yıl – Hazırlık

Eğer daha önceden yazılarımı okuduysanız az çok neler yaptığımı, nerelere gittiğimi falan görmüşsünüzdür ama bu yazı altında hepsini toplayıp, biraz da okul yaşantısı hakkında şeyler yazarak hazırlık yılımı tamamlayacağım.

Hazırlık denilen şeyin lise 5’den hiçbir farkı yok. Sınıf ortamı, kişi sayısı, arkadaşlıklar, devamsızlık, not sistemi… Her şey lisenin aynısı, o yüzden direk liseden gelen birisi hiç zorluk çekmeyecektir. Haliyle, tüm yıl bölümünüzün dili ne ise ona yönelik dersi alıyorsunuz, benim İngilizce idi. Benim kendi düşüncem, bize hazırlıkta verilen eğitimin hayatımıza fazla bir katkısı yok. Bölüm İngilizcesi görmedik, sadece kitaba yönelik eğitim verildi. Speaking, listening, writing bunlar zaten ortak olan şeyler ama grammer’e verilen ağırlığın yarısı speaking’e ve ya listening’e verilseydi eminimki şuan öğrendiğimin en az 2-3 katı şey öğrenirdim. Neyse, sistemi eleştirip de düzeltecek halimiz yok, yıllardır böyle gelmiş ve geri kafalı yöneticiler değiştirmiyorlar bu sistemi.

Kendi dil eğitimim açısından oldukça verimli bir yıl geçirdim. Lise boyunca İngilizcesi 4 düşmeyen (son yıl hariç, 5 düşürmeyeni dövüyolardı) ben ilk vizemden 95 aldım. Sene içerisinde de oturup ders çalışmadım ama devamlı olarak film, dizi izledim, (‘İzlediklerim’ kategorisinden bakabilirsiniz bunlara) elimden geldiğince ilgi alanlarımla ilgili makaleler okudum, bir çok RSS yayın takip ediyorum ve bunların hem dil yapısını anlamada hem de kelime haznesini geliştirmede çok etkili olduğunun farkına vardım. Ama şu da var tabiki, konuşma konusunda pratiğimiz fazla olmadığından dolayı karşıma bir yabancı gelse onunla konuşmakta ilk etapta zorluk çekerim. Bunun için Türkiye’de aldığın eğitimin hiçbir önemi yok, gidip yerinde konuşacaksın, devamlı olarak onlarla iletişim halinde olacaksın, aksanları anlayacaksın. Tek sorun bu.

Gelelim normal yaşantıya. Hazırlık olduğum için oldukça rahattım ve paramın yettiği kadar gezmeye çalıştım. İstanbul, İzmir, defalarca Ankara, Zonguldak, Gaziantep’e gittim. Birde Adana planımız vardı ama bir şekilde yattı o iş malesef. Bu şehirlerde hep sevdiğim insanların yanına gittiğim için oldukça güzel, eğlenceli vakitler geçirdim ve hepsine değdi diyebilirim. Yine olsa yine giderim 😉

Ben lise boyunca çok güzel, sağlam, adam gibi arkadaşlıklar elde etmiştim ve hiçbiriyle de hiçbir şekilde kopacağımızı sanmıyorum. Hazırlığın da lise gibi olduğunu söylemiştim zaten. Burada da oldukça güzel, sağlam arkadaşlıklar kurdum ve 1 yılımı onlarla birlikte çok güzel bir şekilde tamamladım. Kendileri kopmak isterse bilemem ama ben onlarla irtibatımı kesmeyi düşünmüyorum.

Bir de kız arkadaş konusu var. O konu malesef yine karavana, yine hüsran 🙂

Sanırım bu kadardı yıl, aklıma gelmeyen, unuttuğum bir şey varsa daha sonradan eklerim. Eskişehir hakkında özellikle bir şey yazmadım çünkü yazarak anlatamayacağım bir şehir. Bence, insanın yaşaması gereken ilk şehir İzmir, ikinci şehir Eskişehir, artık siz anlayın gerisini.

Gelecek yıl için de yaz boyunca çalışmalarım sürecek. Daha eve geçmeden kendime bir Arduino seti sipariş ettim ve şuan evde beni bekliyor. Tüm ramazan ayı boyunca boş boş yatmaktansa oturur kendimi geliştirmeye bakarım ve seneye sağlam bir başlangıç yaparım diye düşünüyorum.

Eskcape Game | Kaçış Evi

eskcape gameDaha önce duydunuz mu, oynadınız mı bilmiyorum ama arkadaş grubuyla yapılabilecek çok eğlenceli bir aktiviye olduğunu söyleyebilirim. Hele bir de şifreleri çözebilirseniz oldukça zevkli ve heyecan verici.

Öncelikle başlığa bakıp da “Bu çocuk hazırlık okuyor ‘escape’ kelimesinin yazılışını bilmiyor” falan demeyin. Eskişehir’de bulunan kaçış evinin ismi ESKcape Game olduğu için o şekilde yazdım.

5 kişilik arkadaş grubumuzla saat 22:30 seansına gittik. Oyun 3 katlı bir binada oynanıyor ve zemin katta kapı dışında bekliyorsunuz, yukarıdaki bir diyafon sayesinde sizle iletişime geçiyorlar ve kapı açılır açılmaz zemin kattan başlıyorsunuz. Duvarlarda, kitaplarda, kutularda, dolaplarda, nesnelerde çeşitli ipuçları var ve onları adım adım bularak evden kaçmaya çalışıyorsunuz.

Şifreler birbiriyle bağlantılı, kısmen zor diyebileceğimiz şeyler. Aslında oyunu bitirince ne kadar da basitmiş diyorsunuz ama oynarken öyle olmuyor işte. Şimdi burda daha fazla spoiler vermeyeyim, oynamak isteyen olur falan tadı kaçmasın olayın.

Biz tam olarak şifrelerin tamamını kendimiz çözemedik. İçerideyken size yardım ediyorlar. Bence en zor olanı evden çıkmak için olan son şifreydi ve onu da ben çözdüm ve çıktım – ne kadar da şifre bulucu bir çocuk –

Oyunu bize sunan kişiler gerçekten ince ayrıntıları bile düşünerek yapmışlar bu işlemleri. Hepsinin ellerine sağlık diyorum ve en kısa zamanda 2. oyun olan “Klinik”e geleceğimizi söylemek istiyorum.

Niyazi Gül: Dörtnala

Ata Demirer yapımı güzel denilebilecek bir film ancak Eyvah Eyvah‘lar kadar gülmek için gitmeyin filme, o kadar bir komedisi yok çünkü. Film ekibinde gene başrol olarak Demet Akbağ var. Bu sefer yan roller için 2 profesyonel oyuncu kullanılmış, Levent Ülgen ve Şebnem Bozoklu.

Filme bir anda girdik, hiç aklımızda yokken. Sinemanın önünden geçerken girelim dedik ve en yakın seanslı film de Niyazi Gül‘dü açıkcası, o yüzden girdik. Benim beklediğim komedinin oldukça altındaydı. Eyvah Eyvah tadı aradım ama olmadı.

Böyle dediğime de bakmayın basit, sade, küfürsüz bir komedisi var. Her dakika güldürmüyor ama eğlendiriyor. Sonuna gelecek olursak, ben oldukça saçma buldum. Filmin ilerleyişine göre o son olmamış dedim yani. son 15-20 dakika hiç tebessüm bile etmedim. Ben biraz daha gülerek bitirip filmi öyle hatırlamayı tercih ederdim açıkcası.

İzlemek isteyen varsa film güzel ama beklentiyi yüksek tutup da gitmeyin.

Şirket-i Alem ’15

Daha önce yazdığım Woman Techmakers ’15 yazısındaki etkinliğimden sonra katıldığım ikinci büyük çaplı etkinlikti. Aslında bu etkinliğin arkaplan işlerinde, başlangıçta ben de yer almıştım ancak toplantıların olduğu zamanlarda çoğu zaman şehir dışındaydım ve etkin olamadığım için ayrılmak zorunda kaldım. Ama şuan pişmanım, keşke aktif olabilseydim diyorum.

Böyle etkinliklerin çok daha fazla ve sık aralıklarla yapılması tüm katılımcılar için çok güzel bir tecrübe olur bence. Etkinliğin içeriğine gelecek olursak, çeşitli firmalardan yetkili kişiler geliyorlar ve diğer bazı etkinlikler gibi sadece firma tanıtımı yapmıyorlar. Ben açıkcası etkinliğe gelirken böyle olmasını bekliyordum. Gelen yetkililer kısa bir şekilde şirketi bizlere tanıttıktan sonra bizimle arkadaş gibi muhabbet etmeye başladılar ve bu benim çok hoşuma gitti ve beni kendilerine daha çok çekmeyi başardılar.

Gelen firmalar, Savronik, Hisarlar Grup, Türk Telekom, Tridi Atölye, ANOT, KYK Yapı Kimyasalları, Arçelik. Bu firmalar, alanında en üst düzeyde yer alan firmalar. Gönderilen yetkililer de oldukça güzel sunumlarla bizi yönlendirdiler. Aralarından sadece Hisarlar Grup tarafından yapılan sunumdan zevk almadığımı – ilgimi çekmediğini – söylemek istiyorum ama onun dışındakilerin hepsi oldukça iyiydi, Tridi Atölye ve Türk Telekom ise aşırı iyi sunumlar yaptı ve beni en çok kazanan firmalar oldu.

En çok ilgimi çeken firma Tridi Atölye oldu. Firma yetkilileriyle bireysel olarak oldukça güzel sohbetler gerçekleştirdik. Yanımda bulunan arkadaşımla birlikte firma tarafından üretilen Abbas isimli 3D yazıcıyı satın alıp kendi ürünlerimizi üretim, o aleti kendi imkanlarımızla geliştirmeye çalışmaya karar verdik ve bu konuda planlarımızı yapmaya başladık.

Bu tarz etkinlikler, Ankara ve özellikle İstanbul‘da çok daha fazla ve bu durum bizi birazcık mağdur ediyor. Eskişehir‘de de etkinlik sayısının artması hem bizim – öğrencilerin – hem de okulun tanınması adına çok büyük fayda sağlayacaktır. İnşallah gelecek yıllarda sayıca çok daha fazla etkinliğe katılma imkanımız olur.

Avengers Age of Ultron – Yenilmezler

Film çok iyiydi ama benim beklentimin altında kaldı, ben de artık ne bekliyorsam. Marvel‘ın oluşturduğu film serisinin 11. filmiymiş. Bundan önceki 10 filmi izlemiştim ve çıkacak olan tüm filmleri de izleyeceğim tabiki. Filme gitmeden önce Webtekno‘daki yazıyı okumuştum ve Avengers: Age of Ultron‘dan önce izlemem gereken bir film daha varmış, onu farkettim – Guardians of Galaxy. Onu da izledim ki iyi ki izlemişim, after-credit kısmında bu filmde yer alan karakter görünüyor ve diğer filmin ipucunu veriyordu.

Film hakkında çok şey söylemeye gerek yok, herkesin beklediği gibi filmin sonunda dünyayı kurtarıyorlar. Yeni karakterler ekleniyor filme ve sonda asıl Avengers ekibi dağılıyor gibi oluyor ama diğer filmin sonuna doğru hepsi gelir gene kurtarır dünyayı.

Bu seriyi sevenler şimdiye çoktan gidip izlemiştir zaten de gitmeyen varsa da gidip izlesin.

Aşağıdaki liste de yeni gelecek olan filmler. Kaynak: Webtekno

marvelstudioscalendarlarge

 

Zevkle Takip Ettiğim Fenomenler

Sosyal medya çağındayız. Neredeyse hepimiz aktif olarak sosyal medyayı kullanıyoruz, ki ben fazlasıyla aktif bir şekilde kullanıyorum. Bu yazıda benim zevkle takip ettiğim fenomenleri sizinle paylaşacağım.

Twitter‘da takip ettiğim fenomen olmuş hesaplar:

Vine‘da takip ettiğim fenomen hesaplar:

  • Aykut Elmas, Halil İbrahim Göker, Uğurcan Akgül
  • Evseksisi
  • Can Cekin
  • Rudy Mancuso
  • Jerry Purpdrank
  • Jerome Jarre
  • Tayfun Yılmaz
  • Cem Gelinoğlu
  • Ataberk Doğan
  • Dışmimar
  • Koray İzitaş
  • Sefa Kındır & Mami
  • KingBach
  • Jake Paul

Snapchat‘te takip edilesi hesaplar:

  • Aykut Elmas – aykutundur
  • Halil İbrahim Göker – gokeroloji
  • Evseksisi – evseksisi
  • Amanda Cerny – amandacerny
  • Adamın Tillahi – tillocan
  • Ataberk Doğan – ataberkdogan
  • Cihan Akıncı – cihanakinci
  • Pelin Akil – pelinanilaa
  • Barbaros Dikmen – barbarosdikmen
  • Anıl İlter – ilteranil

Şimdilik bu kadar yeter, aklıma geldikçe güncelleme olarak eklerim diğer isimleri. Bence herkes bu hesapları takip etmeli, her birinin muhabbeti ayrı güzel.